Din Ahlak Eğitim Siteleri Dini100.Net İslami Siteler Birliği Bedava100.Net -Kültür ve Sanat Siteleri
İslami Siteler
islami sohbet


Din ve Kültür


Kıyıdan Topladıklarım


Körfez İgsaş İÖO Fotoğrafçılık Kulübü







Sağ sütundaki Veli Bilgilendirme Sistemi yazısı tıklanarak notlar öğrenilebilir.
Hafta hafta işlenen konularımızı takip ederek her zaman dersimize hazırlıklı olmak isteyen
öğrencilerimiz de Bu Haftaki Dersimiz yazısına tıklamalıdırlar.

Duam: Çocuklar Ölmesin!

Vicdanımızın Sesi Sezen Aksu’dan 

Tanrının Gözyaşları

 

Bu korkunç kuraklık
Boynu bükük buğday başakları
Bu çorak toprak, bu susuzluk
Tanrı’nın kuruyan gözyaşları

Bir büyük gözaltı hayatımız
Ölü çocuklar coğrafyasında
Kayıplar destanı hikâyemiz
Melekler anaların dilsiz yasında

Bebeler ergen doğuyor
Ninniler kahramanlık masalları
Yaşayan bu kanlı haritada
Taşırken iki büklüm onca yası

Bu korkunç bataklık
Yutuyor körpe tomurcukları
Dört kitap yazıyor
Eşittir Tanrı’nın çocukları.

Sam Amcalar - Murat Kekilli


Harika Bir Ses, Etkiletici Duygular
Declan Galbraith, henüz 10 yaşında, sesi ve yorumuyla müzik eleştirmenlerinin bir numarası, dünyamızda yaşanan tatsız olaylara onun için özel yapılmış bir şarkı ile yanıt arıyor. İngiltere’de yaşayan Declan Galbraith’in ailesi aslen İrlanda’lı. İşte size Declan Galbraith’in sesinden ufak yaşında ona ödüller getiren video klibi: ‘Anlatın bana neden?’

Rüyamda çocuklar dünyadaki her kız ve erkek çocuğu için şarkı söylüyordu.
Gökyüzü maviydi, yeryüzü yeşil...
Ve herkes aynı dili konuşuyordu,
Zayıf insanlar bile mutluydu..Dünya her insan içindi...
Anlatın bana “neden?”
Her şey neden böyle olmalı?
Anlatın bana neden?
Başka bir şekilde de olabilirdi?
Anlatın bana neden?
Anlamıyorum, insanlar neden birbirini incitiyor, neden?
Her gün kendime soruyorum,
Büyüyüp adam olduğumda ne yapmalıyım?
Benim gerçekliğim savaşa karşı dimdik durmak,
Herkese kim olduğumu,
Hayatımın ne için olduğunu,
Ve ne yapabileceğimi göstermek...
Anlatın bana “neden”, anlamıyorum
Anlatın bana “neden”
Her şey neden böyle olmalı?
Anlatın bana “neden?”
Başka bir şekilde de olabilirdi...
Anlatın bana “neden”,
Anlamıyorum, insanlar niçin birbirini incitiyor, neden?

Çeviri: Yeşim KALE

www.moralhaber.net


Savaş ve Barış....

Bir tek çocuğun hayatını kurtarabileceğimi bilsem vatanımdan, bayrağımdan, dinimden, ırkımdan vazgeçerim.


Bir Kürt çocuğunu bir Türk çocuğundan, bir Yahudi çocuğunu bir Arap çocuğundan, bir Amerikalı çocuğu bir Iraklı çocuktan ayırt etmem.

Hiçbir çocuğun ölümü sevindirmez beni.

Onların hepsi çocuk.

Vurulup yıkıldıklarında, sönmekte olan gözleriyle son kez hayata bakıp başları toprağa düştüğünde, onlar sadece ölü çocuk oluyorlar.

Hep merak ederim, eğer “savaş ilan edenlerin ve savaş kışkırtıcılığı yapanların çocukları cephenin en ön mevzilerindeki ilk birlikte yer alacaklar” diyen bir kural olsaydı, tarih bu kadar çok savaşa şahit olur muydu?

Yarın sabah yapılacak ilk saldırıda ölecek ilk askerin kendi oğlu olduğunu bilerek kaç siyasetçi, kaç general savaş kararı verecek, kaç gazeteci “hadi çocukları cepheye gönderelim” diye bağıracaktı.

Savaş isteyecekler miydi o zaman?

Savaşa gönderecekler miydi çocukları?

Ve eğer aralarından biri, ilk ölecek askerin kendi çocuğu olacağını bilerek savaşa karar verecek olsaydı onu “bir kahraman” olarak mı yoksa “oğlunun ölümüne kayıtsız kalan taş kalpli bir canavar olarak mı” görecektik?

Soracak mıydık kendimize, “yeryüzünde insanın evladından daha kıymetli bir toprak parçası var mı?” diye.

Her savaşta ilk ölen bir çocuk var.

O “başkasının” çocuğu olduğu zaman mı savaştan rahatça sözediliyor?

Siz bir insanın savaşta nasıl öldüğünü hiç düşündünüz mü?

Önce bir vınıltı duyulur, uğursuz, ürkütücü bir vınıltı, başını kaldırıp gökyüzüne bakarsın, o vınıltı ani bir homurtuya dönüşür sonra, bir karaltı süratle yaklaşır ve dehşetli bir patlamayla etrafındaki hava boşalır, kolların, bacakların patlamanın olduğu yerden uzaklaşan havanın korkunç çekim gücüyle yerlerinden koparılır, alevler içinde yanan bedenin dağılır.

Böyle ölüyor çocuklar.

Bazen bir mayına basıyorlar, son duydukları madeni bir mekanizmanın sesi oluyor ve bütün etleri, kasları, damarları parçalanarak havaya uçuyor.

Gözlerine giren mermiler, ciğerlerine saplanan kurşunlar.

Kan gırtlaklarına doluyor.

Niye ister bazı insanlar çocukların böyle ölmesini?

Vatan için mi, din için mi, bayrak için mi?

Aynı tanrıya ayrı dillerde yakaran insanların, “Allah için” birbirlerini öldürmesi çok mu uygun dine?

İlk ölecek asker kendi çocuğu olduğunda kaç dindar böylesine büyük bir istekle destekleyecek savaşı?

Her biri çocuğunu kurban eden bir Hazreti İbrahim mi olacak?

Dünya peygamberlerle mi dolu?

Eğer öyleyse bu zulüm, bu kan, bu korkunç düşmanlık bunca peygambere rağmen nasıl var oluyor?

Sonsuz kainatın en uzak, en ücra, en ıssız köşelerindeki küçücük mavi bir gezegenin üstündeki canlılar neden yaratıldıklarından beri birbirlerini öldürüyorlar?

Niye içimizde tükenmeyen bir öldürme isteği var?

Ve, niye her toplum “öldürenleri ve öldürtenleri” alkışlıyor?

Tolstoy’un muhteşem eseri Savaş ve Barış’ta, Prens’in karısı edebiyat tarihinin en olağanüstü karakterlerinden biri olan Pierre’e anlamaya çalışarak sorar:

- Hiç anlayamıyorum, neden erkekler savaşsız yaşayamaz? Niye biz kadınlar böyle bir şey istemeyiz, niye bizim buna ihtiyacımız yoktur?

Bir başka sayfada, ertesi sabah meydan savaşına katılacak olan Prens Andrew’ın düşünceleriyle karşılaşırız.

O gecenin son gecesi olabileceğini, ertesi gün ölebileceğini düşünür.

Birçoklarıyla birlikte ölümün onun da kapısını çalabileceğini aklından geçirirken hayal kurmaya başlar, ertesi gün savaş kaybedilirken kendisi ortaya çıkacak, yeni bir saldırı planı ortaya koyacak, emrine verilen kuvvetlerle düşmana saldırıp onları bozguna uğratacak, bunun üzerine ordu kumandanlığına getirilecektir.

İçindeki bir ses “sonra ne olacak” diye sorar ona, “bütün bunları yaparsan sonra ne olacak?”

- Sonra ne olacağını bilmiyorum, der Prens kendi kendine, bilmek de istemiyorum. Ama bütün bu şanı şöhreti, insanlar tarafından sevilmeyi istiyorsam ve hayatta tek istediğim buysa, sadece bunun için yaşıyorsam, bu benim suçum değil. Evet, sadece bunu istiyorum. Bunu kimseye söyleyemem ama, aman tanrım, bütün yapacaklarımı şanı şöhreti çok sevdiğim için mi yapacağım? Ölüm, yaralanma, ailemi kaybetme ihtimali, hiçbirinden korkmuyorum. Bütün sevdiklerimden, bu ne kadar aykırı görünürse görünsün, bir zafer anı için, hiç tanımadığım insanların hayranlığı için vazgeçmeye hazırım.

Bunun için mi savaştı erkekler binlerce yıl?

Diğer erkeklerin saygısını ve hayranlığını kazanmak için mi?

Bunun için mi öldürdüler?

Bunun için mi öldürttüler?

Prens Andrew, başkalarının hayranlığını kazanmak, şana şöhrete ulaşmak, erkekçe bir saygı görmek için kendi hayatını tehlikeye atmayı hayal ediyordu, bunlar için kendi hayatından ve ailesinden vazgeçmeye razı oluyordu ama bugünkü “kahramanlar” cephelerden çok uzaklarda gizliler, kendi hayatlarını değil çocukların hayatlarını tehlikeye atıyorlar, kendi ailelerini değil başka insanların ailelerini acılara sokuyorlar.

Bugünkü kahramanlardan hangisi, hangi başkan, hangi lider, hangi önder, ilk ölecek olan kendi çocuğu olacak olsaydı bu savaşı başlatacaktı?

Hangisi, Prens Andrew gibi kendisiyle yüzleşme cesareti gösterebilecekti?

Hangisi, “binlerce genç çocuğu sırf kendime şan şöhret sağlamak için ölüme gönderiyorum, adımı taçlandıracak bir zafer anı için binlerce insanı ölümün kucağına bırakıyorum” diyecekti?

Ve hangisi, “yıkılmış binaların, çökmüş evlerin, göçmüş mağaraların içinde ölen çocukların hayatını, o çocukları öldürten silahları yapanların servetlerini biraz daha arttırmak, yaptığım gizli anlaşmalarla kanı paraya çevirmek için feda ediyorum” diyebilecekti.

Hangisi, bir ölüm anını düşünecekti?

Patlayan silahın sesiyle birlikte göğsüne görünmez bir devin yumruğunu yemiş gibi geriye savrularak yıkılan çocuk, ciğerinde hissettiği ilk yanmayla birlikte duyduğu kendi kanının kokusuyla ölüme yakalandığını anlayacaktı, hayattan kopmakta olduğunu fark etmenin paniğiyle yıkıldığı toprağa parmaklarını geçirip tutunmaya çalışırken, bütün vücudunun boşalıp geri dönüşü olmayan bir karanlığa aktığını ve yapayalnız olduğunu düşünecekti, korkacak, etine, bütün içorganlarına yayılan çürütücü bir acıyla inleyecek, kendisini kurtarabilecek bir yardım için dua etmeye çalışacak ve inandığı herkes ve her şey tarafından terk edilmenin bir hiçliğe dönüştüğü anda hayattan kopup gidecekti.

Kim çocuğunun böyle ölmesini istiyor?

Kim çocuğunun kendisinden önce ölmesini istiyor?

Kim şanı şöhreti, zaferi, parayı çocuğundan çok seviyor?

Kimin için bir toprak parçası çocuğundan daha önemli?

Kim, kendi çocuğunu korumaya uğraşırken başkalarının çocuklarının ölümüne alkış tutuyor?

Kim, çocukların ölümü için emir verenlere hayran oluyor?

Ve kim, çocukları üstlerindeki üniformalara göre ayırıyor?

Ölü bir çocuk ölü bir çocuktur.

Üniformasının rengi ne fark eder?

Hepsi ölürken aynı acıyı, aynı korkuyu, aynı dehşeti, aynı koyu yalnızlığı hissediyor.

Hepsi aynı kan kokusunu duyuyor.

Ah, biliyorum, şan şöhret isteğinin, zafer arzusunun, servet beklentisinin kutsal isimleri var, “vatan için” diyorsunuz, “din için” diyorsunuz, “ırk için” diyorsunuz.

Ama çocuklar ölüyor.

Kimin tanrısı “çocukların ölümünden” bu kadar memnun oluyor?

Böyle bir tanrı var mı?

Hangi kutsal kitapta “çocukları öldürün” yazıyor?

“Savaş”, büyük ve geniş bir kelime, “düşman” da öyle, öylesine geniş ki bu kelimeler içlerine binlerce, yüz binlerce çocuğun ölüsü sığıyor ve biz bu kelimeleri telaffuz ettiğimizde aslında ölen çocuklardan bahsettiğimizi unutuyoruz; bir füzeyle yıkılan binada, bombalanan dağda, bir mayınla havaya uçan kamyonda ölen “düşmanların” çocuklar ve çoğunlukla da birbirlerine çok benzeyen fakir çocuklar olduğunu aklımıza getirmiyoruz.

İnsan soyunun bütün tarihinin ve gelişiminin savaşlarla oluştuğunu biliyorum elbet, bir çağdan bir çağa ancak savaşlarla geçebildiğini, dünyanın ortak bir uygarlığa kendi kanını dökmeden ulaşacak bir düzeye henüz varmadığını da biliyorum.

Savaşı durduracak bir gücüm de yok.

Ama savaşların biteceği bir çağa giden yolun ilk adımının, “benim için bir çocuktan daha önemli bir vatan, bir bayrak, bir din, bir ırk yoktur” demekle atıldığını da biliyorum.

Bir tek çocuğun hayatını kurtarabileceğimi bilsem vatanımdan, bayrağımdan, dinimden, ırkımdan vazgeçerim.

Bir Kürt çocuğunu bir Türk çocuğundan, bir Yahudi çocuğunu bir Arap çocuğundan, bir Amerikalı çocuğu bir Iraklı çocuktan ayırt etmem.

Hiçbir çocuğun ölümü sevindirmez beni.

Onların hepsi çocuk.

Vurulup yıkıldıklarında, sönmekte olan gözleriyle son kez hayata bakıp başları toprağa düştüğünde, onlar sadece ölü çocuk oluyorlar.

Kainatın ıssız bir köşesindeki küçük bir gezegende birbirimizi öldürüyoruz.

Daha da öldüreceğiz.

Her ölümle birileri daha zengin, daha şöhretli, daha kahraman, daha güçlü olacak.

Birileri de onları alkışlayacak.

Bugün, şu anda canlı olan, sevdiklerini düşünen, korkan, hayal kuran, anılarını yeniden hatırlayan, ölme ihtimalini düşünen, umutlar besleyen birçok insan yarın sabah bir füzeyle, bir mayınla, bir bombayla, bir mermiyle ölecek.

Onlardan biri sizin çocuğunuz olsaydı, onu kurtarmak için nelerden vazgeçerdiniz?

Vatanınızdan, dininizden, ırkınızdan, tanrınızdan?

Bir gün, kendi çocuğunuzu kurtarmak için vazgeçmeye razı olacağınız her şeyden başkalarının çocuklarını kurtarmak için de vazgeçeceksiniz.

O zaman kimse ölmeyecek.

Ve Tolstoy’un kahramanı gibi kendinizle konuşacaksınız.

- Ben, çocukları kurtarmak için tanrımdan vazgeçtim, günaha ve öbür dünyada azaplarla dolu cezaya razı oldum, vatanımdan vazgeçtim, ırkımdan vazgeçtim, taşlanmayı, yalnız bırakılmayı göze aldım, insanların bütün inançlarına aykırı da olsa, bütün bunları çocukları kurtarmak için yaptım ve inandım ki tanrım çocukları kurtarmak için ondan vazgeçen birini, ırkım bütün çocuklar için kendisinden vazgeçen bir evladını sevecektir... Hiç kimseye söylemesem de, tanrım ve insanlarım beni sevsinler diye onlardan vazgeçtim.

Ahmet ALTAN, Hürriyet, 30 Temmuz 2006  Pazar

 Savaş ve Çocuklar



 
Filistinli Çocuk


Babamı İstiyorum...


 
Filistinim.. Filistinim.. Filistinim..



Filistin'de Bir Gün


 
Gökhan Şen - Çocuklar Ağlamasın
 
 
Vurdular Beni Anne!

 

SOKAK BARIŞ SEVER 

grupSOKAK - Güneşin Doğduğu Yer


Ömer Karaoğlu - Eyvahlar Olsun


Ömer Karaoğlu - Ölüm Var


 
Rafet El Roman - Bir Melek Diliyorum



Mustafa Cihat - Tut Elimizden



Recep Atasoy - Göçmen Kuşlar
 
BASRALI ÖMER'İN MEKTUBU
Ben Basralı Ömer
Belki Haberin Yoktur Diye Yazıyorum Mr. Franks.
Önce Demokrasi Yağdı Göklerimizden
Sokaklarımızda Kan Ve Et
Sonra Özgürlük Geçti Üzerimizden Palet Palet
Ve İnsan Hakları Namlularında
Yüzü Maskeli Adamların
Saniyede Bilmem Kaç Adet
Demokrasi Bizim Eve de İsabet Etti
Bir Gün Sonra Anladım Koptuğunu Ayaklarımın
Tam Onsekiz Adet İnsan Hakları Saymışlar Vücudunda Babamın
Annem Yoktu Zaten
Ben Doğarken
İlaç Yokluğunda Ölmüş
Ambargo Falan Dediler Ya Anlamadım
Çocuk Aklı İşte
Takılıp Kalmış Girişte
Sizde Barış Böyle Midir Mr. Franks?
İnsan Hakları Çocukları Yetim Ve Ayaksız Bırakır Mı Oralarda?
Düşer Mi Ayın Kan Gölüne Aksi
Güpe Gündüz Düşer Mi Pazar Yerine Demokrasi?
İnsanları Korkudan Uykusuz Bırakır
Kuşlar Terk Eder Mi Orda Da?
Babamla Mırıldandığım Son Dua Dilimde
Ayaklarım Hastanede
Ve Giymeye Kıyamadığım Papuçlar Kaldı Elimde
Çocukların Var Mı Mr. Franks?
Al, Oğluna Götür Onları
Bari İşe Yarasın
Kim Bilir Beklide Baktıkça Bazen Beni Hatırlarsın
Bu Nasıl Demokrasi Mr. Franks?
Düştüğü Yeri Yaktı
Merhamet Hür Dünyaya
Bu Kadar Mı Irak’tı?

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (5) Yorum yaz!

« Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa »

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

5 yorum yazılmıştır
  1. Yazan: mucahit | Tarih: 14/4/2007
    Konu: Teşekkürler.
    Katkım olabilirse bunu sevinerek yerine getiririm. Hoşçakalın.

    Bağlantı »

  2. Yazan: dkabogretmeni | Tarih: 13/4/2007
    Konu: göçmen kuşlar
    Artık uçuyor. İlginiz için çok teşekkürler. Hemen araştırarak yenisiyle değiştirdim. Bu konuya girecek şiir, müzik, anekdotlar bulduğunuzda da haber verirseniz sevinirm...

    Bağlantı »

  3. Yazan: mucahit | Tarih: 13/4/2007
    Konu: Gocmen Kuslar / Recep Atasoy
    TrTubeden yayınladığınız bu eserin linkini düzeltebilir misiniz? Eser, eksik sanırım.

    Bağlantı »

  4. Yazan: medine | Tarih: 26/2/2007
    Konu: bencede çok güzel
    genelde hoşuma giden çalışmalara sadece puan veririm.Çok hoşuma giden çalışmalarada yorum yzmadan geçemem! sitenizde bu konularında yer alması
    gerçekten çok güzel...
    benimde duam,sizinde duanız ve VİCDANI OLAN her insanın duası hep aynıdır aslında..
    ÇOCUKLAR AĞLAMASIN!!!ÇOCUKLAR ÖLMESİN!!!

    Bağlantı »

  5. Yazan: büşra | Tarih: 7/2/2007
    Konu: çok güzel
    çok güzel olmu en azından din ile ilgili hep winxle ilgilimi olcak

    Bağlantı »

Yorum yaz!


Bir Hurafe: İbretlik Resimler ve Hz. İsa Görünümlü Ağaç


Duam: Çocuklar Ölmesin!
Tıklayın, duama siz de katılın