Son Peygamber Çocuk Sitesi
Çocuklar için hazırlanmış
Son Peygamber Çocuk Sitesine
ulaşmak için tıkla
oyunlarla eğlenerek peygamberimizi öğrenmek için...
Sağ sütundaki Veli Bilgilendirme Sistemi yazısı tıklanarak notlar
öğrenilebilir.
Hafta hafta işlenen konularımızı takip ederek her zaman dersimize hazırlıklı olmak isteyen
öğrencilerimiz de Bu Haftaki Dersimiz yazısına tıklamalıdırlar.
Çocuklar için hazırlanmış
Son Peygamber Çocuk Sitesine
ulaşmak için tıkla
oyunlarla eğlenerek peygamberimizi öğrenmek için...
HANİF, HANİFLER
Hz. İbrahim'in tebliğ ettiği tevhid akidesini koruyan ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'in peygamber olarak gönderilmesinden önce Allah'ın birliğine iman edenler. .
Sözlükte; hanif masdarından bir sıfattır. Hanef, dalaletten doğruluğa, çarpıklıktan düzgünlüğe meyletmek demektir. Nitekim doğruluktan eğriliğe, haktan haksızlığa meyletmeye de "cim" ile cenef denir. Şu halde hanifin asıl mefhumu, eğriliği bırakıp, doğrusuna giden demektir. Bu mefhum ile örfte İbrahim (as)'ın milletine isim olmuştur ki; başka dinlerden, batıl ilanlardan kaçımp yalnız bir olan Allah'a eğilen " Müvahhid" demektir (Okyanus, Mütercim Asım Efendi, Hanef ve Hanîf maddeleri; Hak Dini, Kur'ân Dili, Elmalılı Hamdi Yazır, VI, 3821).
Hanif'in çoğulu Hünefâdır.
Bazı Müfessirler, haniflerin, hacılar, sünnetli olanlar, ananın, mahremlerin nikahını haram tanıyanlar, namazda kıbleye yönelenler, İbrahim'in dinine uyanlar, anlamlarına geldiğini yazmışlardır. Bunlardan başka Ebu Kilâbe'ye göre: " Peygamberleri arasında hiç birini ayırt etmeyiz" (el-Bakara, 2/285) âyetinin işaretiyle peygamberlerin hepsine iman edenler anlamına gelir. Dinin hepsini cami' olanlar diye de tarif edilmiştir ki, bu son iki tarif, birbirine yakındır. Ancak bu tariflerin çoğu mefhumu ile değil, bazı özel durumlarda tarif edildiği için tam tarif değildir. Bazı açıklamalar için nakledilir.
Din istilahında ise: Daha önce geçtiği gibi bütün bâtıl akidelerden İslâm'a meyletmektir. Bütün peygamberlere iman ve her dini içine almak da bununla olur. Bütün kitaplar ve Peygamberler dini yanlış akidelerden kurtararak "Allah katında gerçek din İslâm'dır" (Alû İmrân, 3/19) âyetinde olduğu gibi hak tevhid ve ihlas ile yalnız Allah'a ibadet etmek ve insanlığı kurtuluşa erdirmek için gönderilmişlerdir. Onun için ehl-ı Kitab da bununla emrolunmuşlardı.
Kurân-ı Kerim'de Hanif kelimesi on yerde, hanifler ise iki yerde zikredilmiştir:
1- (Yahudi ve Hristiyanlar Müslümanlara) "Yahudî veya Hıristiyan olunki doğru yolu bulasınız" dediler De ki, (Habibim) Hayır (biz) Muvahhid (Allah'ı bir tanıyarak ve müslim) olarak İbrahim'in dinindeyiz. O, Allah'a müşriklerden (eş tutanlardan) değildi" (el-Bakara, 2/135).
Kur'ân-ı Kerîm'de hanif kelimesinin müslim kelimesiyle beraber zikredildiği her yerde, hanif kelimesi hacı anlamına gelmektedir. Ancak, yalnız başına zikredildiği yerde ise Müslüman manâsına gelmektedir" (H. Basri Çantay, Kur'ân-r Hakim ve Meâl-i Kerîm,, I, 40).
2- "İbrahim ne bir yahudî, ne bir hristiyandır. Fakat o Allah'ı tanıyan (Hanif) dost doğru bir müslümandı. Müşriklerden de değildi" (Alu İmran, 3/67).
Görüldüğü gibi bu ayette hanif kelimesi müslüman manasına gelmektedir.
3- " De ki; Allah (sözün) doğru(sunu) söylemiştir. Onun için Allah'ı birleyici (hanif) olarak İbrahim'in dinine uyun. O, müşriklerden değildi" (Alu İmran, 3/95).
4- " Îyilik yaparak kendisini Allah'â teslim edip Hakka yönelen Muvahhid İbrahim'in dinine uyandan din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah İbrahimi dost edinmiştir" (en-Nisa, 4/125).
5- "Şüphekiz ki ben, bir müvahhid (Allah'ı bir tanıyıcı) olarak yüzümü o gökleri ve yeri yaratmış olan Allah'a yönelttim. Ben müşriklerden değildim" (el-En'âm, 6/79).
6- "(şöyle) de: Şüphesiz Habibim beni dost doğru bir yola, dimdik ayakta duran bir dine İbrahim'in hakka yönelmiş (hanif) milletine iletmiştir. O, Allah'a eş koşanlardan değildi" (el-En'âm, 6/161).
7- "Ve yüzünü Hanif (tevhîd) dinine döndür sakın müşriklerden olma" (Yunus, 10/105).
8- "Hakikaten İbrahim (başlıbaşına) bir ümmetti; Allah'a itaatkârdı, (batıl dinlerden uzak ve) Hanif (müvahid) bir müslümandı. O (hiç bir zaman) müşriklerden olmadı (en-Nahl, 16/ 120).
9- "Sonra (Habibim) sana: Hanif bir müslüman olarak İbrahim'in dinine uy. O hiç bir zaman müşriklerden olmadı" (en-Nahl, 16/123).
10- "O halde (İbrahim) sen yüzün bir Hanif (müvahhid) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir ki, O, insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışına (hiç bir şey) bedel olamaz. Bu dimdik ayakta duran bir dindir. Fakat insanların çoğu bilemezler" (er-Rum, 30/30).
11-"Allah'ın hanifleri (müvahhidleri), ona eş tutmayanlar olarak (kaçının çekinin) kim Allah'a eş koşarsa o yüksekten düşüp de (parçalanmış ve) kendini kuş kapmış, yahut rüzgar onu uzak bir yere atmış (nesne) gibidir" (el-Hacc, 22/31).
12-"Halbuki onlar Allah'a Onun dininde ihlas erbabı ve hanifler (müvahhidler) olarak, ibadet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmalarından, zekâtı vermelerinden başkasıyla emr olunmamışlardı. En doğru din de bu idi" (el-Beyyine, 98/5).
Hadislerde de hanif, hanifler ile fıtrat kelimesi arasında bir irtibat olduğunu görmekteyiz. Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor: "Her doğan çocuk muhakkak İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra anası ile babası ona Yahudî yahut hristiyan veya mecûsî yaparlar. Nasıl ki, her hayvanın yavrusu tam a'zalı olarak doğar. Hiç o yavrunun burnunda, kulağında eksik, kesik bir şey görülür mü?" Sonra Ebu Hüreyre (r.a.); "Habibim, Allah'ın insanları Hakkı idrak ve kabule müsait yarattığı fıtrat-ı asliyeyi -ki, fıtratı İslâmiyyedir- rehber edinmekle Allah'ın yarattığı bu İslâm ve tevhid seciyesinin şirk ile değiştirmek uygun değildir: Bu İslâm ve Tevhid dini, en doğru bir dindir" (er-Rum, 30/30) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okumuştur (Buhârî, Cenâiz, 80).
Bu hadis-i Şerifin öğrettiği en büyük bir gerçek de insanlarda din duygusunun ve hakikat aşkının fıtrî oluşu ve akıllara hayret veren şu hayatın ve iç, dış bir takım özelliklerle mücehhez bulunan şu muazzam insanlık binasının, o din duygusu üzerine kuruluşudur. Bu gerçeği, gerek konumuz olan hadis-i şerifteki Peygamberimizin sözlerinden gerekse zikredilen (fıtratullah) âyet-i kerîmesinden öğrenmiş bulunuyoruz.
Müfessirler, âyet-i kerimedeki "fıtrat"ı, Hak dini kabule kabiliyetli anlamına hamlederler ki, âyetin gereği budur. Asıl yaradılış demektir. İbn. Atiyye diyor ki; fıtrat lafzının en iyi tefsiri, insanın Allah'ın yarattıklarını farketmeye, dünyevî işleri de birbirinden ayırabilen uygun bir kabiliyettir. Bu kabiliyet açıldıkça, kul yaratıcısını bilir ve bulur, şerîattaki güzelliği idrak eder.
Fıtrî Din, İslâm Dinidir, Tevhîd Dinidir ve bir Allah'a İmân Dinidir. Hz. Âdem'den Hz. Muhammed'e gelinceye kadar bütün peygamberler İslâm Dini esaslarını ve Tevhîd akidesini tebliğe memur edilmişlerdir. Bu din müsait olduğu mükemmel gayeyi ancak son Peygamberde bulmuştur. Dinleri, ihtiva ettikleri kaide ve hükmü ile, tebliğ ettikleri faziletli medeniyet ile hulasa insanlığın her türlü ızdırabına ilaç olabilmeleri yönüyle tetkik eden her insaflı âlim ve mütefekkir, Hak Dinin İslâm Dini olduğuna hükmetmekte tereddüt etmez. Diğer dinler, tetkik yeri olabilecek bir tarihi açıklamayı haiz olmadıkları halde İslâm Dini, tarihi en yakın bir hayata sahip olması cihetiyle bütün hükümleri, güneş gibi açık olarak zamanımıza aktarmıştır. Onun tarihi seyri, bir ilmî tekâmülü takip ettiği için asıl saffetiyle devam edip gidecektir.
Bir hadis-i Kudsîde Cenâb-ı Allah şöyle buyuruyor: "Ben kullarımı hanifler olarak istikamet ve selâmet üzere yarattım" (Aynî, Umdetü'l-Kârî, VIII, 179).
Görüldüğü gibi Allah (c.c.) kullarım birer hanif olarak yaratmıştır. Hanif, Allah'ın birliğine iman eden kişiye denir, buna muvahhid de denir. Her doğan çocuğun İslâm fıtratı üzerine doğması demek, elest bezminde Cenâb-ı Hakka verdikleri söz üzere doğmaları demektir ki, Allah Onlara "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (el-A'râf, 7/172) buyurdu. Onlar da; "Evet, sen bizim Rabbimizsin " dediler. İşte bu söz, Allah'ın "İnsanları hanif olarak yarattım" buyurmasının aslını oluşturmaktadır (Hâzın Tefsiri, V, 45).
Ahmet YAŞAR, http://www.sevde.de/islam_Ans/H/hanif.htm
Tebliğ – Eğitim İlişkisi
Kur'ân’a göre Peygamber, sadece “tebliğ” göreviyle yükümlüdür: “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirilenleri tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun.” Ey Muhammed! “Sana yalnız tebliğ etmek düşer.” “Peygamberin görevi, sadece tebliğ etmektir.”
Kelime olarak tebliğ; ulaştırmak, eriştirmek, haber vermek anlamındadır. Terim olarak anlamı ise, Peygamber’in, Allah’tan aldığı mesajları aynen insanlara ulaştırması’dır. Bu, peygamberlerin vazgeçilmez niteliklerinden biridir. Ulaştırmaya konu olan şey, bir bilgi, bir haber, bir mesaj ise, o zaman öğretme de söz konusu olur. Nitekim, tebliğ kelimesinde bazı sözlükler öğretmek anlamını da vermişlerdir. Bu kısa bilgiler, “tebliğ”in, öğretimle ilişkisini ortaya koymaktadır.
Tebliğ, bir mesajın bir takım ifade kalıplarına dökülerek muhataba rasgele duyurulması şeklinde anlaşılamaz. Bir mesaj, bir bilgi, eğer muhatap tarafından doğru anlaşılmış, doğru kavranmış ise ona ulaşmış demektir. “Doğru anlaşılması”ndan maksat, kaynak kişinin anladığı anlamın aynısını, alıcı kişinin anlamasıdır. İletilmesi düşünülen mesajın anlamı, kaynakla alıcı arasında ortak kılmamışsa, o ulaştırılamamış demektir. Kısacası, kaynak kişi ile alıcı arasında iletişim sağlanmadıkça “tebliğ” gerçekleşmiş olmaz. Şu halde tebliğ, bir iletişimdir, diyebiliriz. Meseleye böyle yaklaşınca tebliğin, bir eğitim-öğretim işi olduğu gerçeğiyle karşılaşırız.
Esasen Kur'ân, sadece “tebliğ” etmekle yükümlü bulunduğunu ve bunu mutlaka yapmak mecburiyetinde olduğunu bildirdiği Peygamber’i, “öğretici ve eğitici” olarak nitelendirmekte; O’nun yaptığı işin, bir öğretim ve eğitim faaliyeti olduğunu açıkça ortaya koymaktadır: “Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitab’ı ve hikmeti öğreten, size bilmediklerinizi öğreten bir Rasul gönderdik.” “O (Allah), ümmîlerin arasından kendilerine âyetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir.”
Bütün bu anlamdaki âyetler, Peygamber’in tebliğ görevinin, tamamen bir eğitim-öğretim görevi olduğunu; “mubelliğ-peygamber”in de, “muallim-peygamber” anlamına geldiğini açıkça ortaya koymaktadırlar. Kaldı ki, Peygamber’in bizzat kendisi de, vurgulu bir ifadeyle, “Ben, ancak ve ancak öğretmen olarak gönderildim” buyurarak bu temel görev ve niteliğini açıkça belirtmektedir. O’nun peygamber olarak gönderiliş amacını ifade eden şu sözü de bu hususu desteklemektedir: “Ben ancak, ahlak güzelliklerini tamamlamak için gönderildim.”
Kur'ân’da Allah, Peygamber’in aslî görevinin ne olduğunu açık seçik ortaya koyduğu gibi, bu görevini yaparken temel konumuyla bağdaşmayacak tavırlar takınmaması için de O’nu uyarmaktadır: “Biz seni, onlara koruyucu-bekçi olarak göndermedik; sana düşen, sadece tebliğdir.” “Hatırlat, uyar! Zira sen, sadece hatırlatıp uyaransın; onlara zor kullanacak değilsin.” “Dinde hiçbir zorlama yoktur.” Bu durumda Peygamber’in yapacağı iş, eğitim-öğretim faaliyetini en uygun biçimde yürüterek insanlara ulaşmak, onlarla iletişim sağlamaktır.
Prof. Dr. M. Şevki Aydın, Kaynak ve yazının devamı
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Veda Hutbesi 1
Veda Hutbesi 2
Normal bir ömür yaşamış her hangi bir insanın hayatından yirmi dört saatlik kısa bir dilimi, yani 'bir gün'ü anlatmak, o kişiyi tanıtma adına ciddi yetersizlikler taşır. Zira yaşanan günlerin hemen hiç biri diğeriyle aynı değildir. Hele o kişi Efendimiz (sav) gibi, müstesna bir zat ise iş daha da zorlaşacaktır. Bu zorluğa rağmen günü belli dilimlere ayırarak, aynı günde olmazsa bile, o zaman diliminde genellikle işlenen fiilleri, sahih kaynaklar ışığında ele almaya gayret ettik. Asr-ı Saadet ve sonraki dönemlerde günler daha çok cami etrafında ve namaz merkezli geçtiğinden, günü namaz vakitlerinin sayısınca beşe böldük. Efendimiz (sav) ve o çizgide gidenlerin hayatında gecenin ayrı bir önemi olduğundan onu da ayrı bir dilim olarak ekledik. Yeryüzünde günlük hayat sabah gün doğmadan başlar. Şebnemlerin oluşmasından, tomurcukların açılmasına; kuşların ötüşünden, nesimin esmesine varıncaya kadar hemen bütün varlık kendilerine mahsus dilleriyle gün doğmadan toplu bir zikir halkasına otururlar. İnsan da bu zikir halkasına, şuurlu bir şekilde iştirak eder ve başta namaz olmak üzere değişik zikir ve aktivitelerle güne başlar. Efendimiz (sav) de güne sabah namazı ile başlardı. Âmâ bir sahabi olan Abdullah b. Ümmi Mektum'un okuduğu ezandan sonra Hz. Peygamber (sav) odasında sünneti kılar ve farzı kıldırmak üzere mescide çıkardı. Mescide gelemeyecek kadar ciddi mazeretleri olanlar dışında, Medine'de bulunan bütün Müslümanlar her farz namazı Efendimizin arkasında kılmaya gayret ederlerdi. Namazdan sonra her gün, güneş belli bir yüksekliğe çıkıncaya kadar önce tesbihatını ve o vakte ait mutad evradını yapar, sonra yüzünü ashabına dönerek bağdaş kurar ve ashabıyla sohbet ederdi. Bu sohbetler sırasında gündelik konulardan, tarihi hatıralara, rüya tabirlerinden, imana hizmet konularına, sorulara cevap vermekten, sıkıntısı olanların sıkıntısını gidermeye varıncaya kadar beşeriyetin gereği olan birçok mesele konuşuluyordu. Yani ibadet halkasından hemen sonra tam bir ilim ve irfan halkası kuruluyordu. Yıllarca, her günün en verimli vaktinde ve en az bir saat süren 'Peygamber Sohbeti' kişiye neler kazandırır, her halde onu ancak yaşayanlar bilir. Sahabenin üstünlüğü de burada aranmalıdır. Kuşluk namazı kılındıktan sonra oradan bir yere gidilmeyecekse Efendimiz (sav) eve döner ve evde yiyecek bir şey olup olmadığını sorardı. Şayet yiyecek bir şey varsa kahvaltı yapar yoksa "öyle ise oruçluyum" der o günü oruçlu geçirirdi. "Bir şey var" denildiği zamanlarda var olan şey genelde süt, hurma, bir kaç dilim kuru arpa ekmeği vb. şeylerdi. Yani evlerinde ne bulurlarsa onu yerler, yemekler arasında ayırım yapmazlardı. Efendimizin hayatında yemek işi, günümüzde olduğu gibi hayatın merkezinde yer almıyor, gündelik hayat yemek öğünlerine göre şekillenmiyor, yemek için fazla zaman harcanmıyor, yemek olmadığı zaman problem yapılmıyor, mükellef sofralar kurulmuyor, sohbetlerde sürekli yemek çeşitlerinden söz edilmiyor, daha güzel bir yemek için kilometrelerce yol kat edilmiyor, yıllık yiyecek hesabı yapılıp depolanmıyor, yemek masası kurulmuyor vs. Durum böyle olunca da, günümüzün tam aksine, diğer önemli şeylere daha çok vakit ve para ayrılıyordu. Hz. Peygamber (sav) öğleden önce bir süre dinlenirdi. Gece ibadet ve benzeri faaliyetlerle uğraşıldığı için yeterince dinlenememek, iş yoğunluğu ve stresten ötürü dikkatin dağılması, bedenin yorulması ve sıcak iklim şartlarından ötürü, gecenin yanı sıra bir de gündüz uyuyup dinlenme söz konusudur. İslâmî, literatürde buna kaylûle denilmektedir. Türkçemizde buna öğle uykusu veya öğle öncesi uyku demek mümkündür. Öğle, gündüzün kemale erip zevâle meylettiği, günlük işlerin belli bir seviyeye getirildiği, iş yoğunluğundan uzaklaşarak kısa bir dinlenmeğe ihtiyaç duyulduğu, fânî dünyanın geçici ve ağır işlerinin verdiği gaflet ve yorgunluktan ruhun teneffüse ihtiyaç hissettiği bir zamandır. İnsan ruhu, bu sıkıcı atmosferden kurtulmak, Yüce Rabbinin huzuruna çıkıp el bağlayarak nimetlerine şükür ve hamd edip yardım dilemek, celal ve azametine karşı rükû ve secde ile aczini ortaya koymak üzere öğle namazını kılmaya büyük bir heves ve ihtiyaç duyar. Hele bu namaz Efendimiz (sav)'in arkasında kılınacaksa... Evet, Hz. Peygamber (sav), büyük bir iştiyakla camiye koşan ashabına gün ortasında öğle namazını kıldırırdı. Eğer o gün haftanın Cuma günü ise bambaşka bir coşku ile yani bayram havasında namaza hazırlanılırdı. Tırnaklar kesilir, banyo yapılır, yeni elbiseler giyilir, kokular sürülür, her günden daha erken camiye gidilir, Efendimizin hutbesine kulak verilir ve ardından da namaz kılınırdı. Özellikle bu namaza çocuk ve kadınlar diğer vakitlere nazaran daha çok iştirak ederlerdi. Kaynaklarımızda düzenli bir şekilde yenilen öğle yemeğinden söz edilmemektedir. Fıtır sadakası veya bazı keffaretlerin miktarı belirlenirken günde iki öğün üzerinden hesaplanması gösteriyor ki, sabah ve akşam yemeklerine ek olarak üçüncü bir öğün bulunmamaktadır. Böylece, sabah kahvaltısını sahurda yiyen kişinin günlerini ne kadar kolay bir şekilde oruçlu geçirebileceği de daha iyi anlaşılmaktadır. Aslında günümüzde de iki öğünle yetinmek hem zaman kazanma, hem bütçe dengeleri, hem de sağlık açısından tavsiyeye şayan olmanın ötesinde uyulması gereken bir sünnettir. Elbette şeker hastalığı vb. durumlar istisnadır. Hz. Peygamber (sav) zaman zaman ashabına ziyaretlerde bulunur, gündelik meşgalelerini deruhte eder, devlet başkanı olarak kamuyu ilgilendiren işlere bakar, nazil olan âyetleri vahiy kâtiplerine yazdırır, hemen yerine getirilmesi gereken emirler varsa bunları bir münadi vasıtasıyla halka duyurur ve gelen misafirlerle ilgilenirdi. Mesela hicretin sekizinci yılından itibaren yoğun bir elçiler ziyareti yaşanmıştır. Günün bir bölümü bu elçileri karşılama, ağırlama, soru ve isteklerine cevap verme ve uğurlama ile geçmekteydi. İkindi günlük işlerin sona ermeye başladığı, gün içinde mazhar olduğumuz sağlık, selamet ve hayırlı hizmet gibi ilahî nimetlerin meyvesinin alındığı zamandır. Efendimiz (sav) de bu namaza, Kur'ân'ın işareti ile adeta ayrı bir değer verir ve Hz. Bilâl'in yanık sesiyle ashabını camiye davet ederdi. İkindi vaktı mü'mini koruma-kollama ile görevli gece ve gündüz meleklerinin nöbet devir anlarından biri olduğu bilindiği için de, namaz sonrası tesbihat daha uzun tutulurdu. Nitekim bir hadis-i şerifte konu şu şekilde anlatılmaktadır: "Gece bir grup, gündüz de bir grup melek yanınızda olurlar. Bunlar sabah ve ikindi namazları vaktinde bir araya gelir ve nöbet değişimi yaparlar. Rableri namaz kılmış kullarının hallerini en iyi bildiği halde, yine o meleklere: ‘Kullarımı ne halde bıraktınız?' diye sorar. Onlar da: 'Biz onları namaz kılar halde bıraktık ve yanlarına da namaz kılarken varmıştık', derler." Efendimizin pek terk etmediği bir adeti vardı: Her ikindi namazından sonra hanımlarını dolaşır, onların hal ve hatırlarını sorar, ihtiyaçlarını tesbit ederdi. Bu mutad ziyaretlerinde Evzâc-ı Tâhiratın her biri yanlarında bulunanlardan Efendimize ikram ederlerdi. Akşam vakti, güz mevsiminin sonunda pek çok canlının ölmesine benzer şekilde, hem insanın bir gün vefat edeceğini, hem de kıyametin başlangıcında dünyanın harap olacağını ihtar eder. Böyle bir anda insan ruhu, şu önemli işleri yapan Zat'ın dergâhına durmayı, "Allah-u Ekber" diyerek fânî olan her şeyden el çekip O'na hamd etmeyi, O'nu tesbih etmeyi, büyüklüğünü bir daha haykırmayı şiddetle arzu eder. Hz. Peygamber (sav) de bu arzu ile çoğu zaman güneşin batmasından önce akşam namazını beklemeye başlar, ezan okunur okunmaz hemen Yüce Divan'a dururdu. Farz namazdan sonra Evvabin adıyla bilinen 2-6 rekât namaz kılar ve bunu tavsiye ederdi. Efendimiz (sav) akşam namazından sonra o gün hangi hanımının yanında kalacaksa diğer ev halkı oraya toplanır ve aile sohbeti başlardı. Hz. Peygamber (sav)'in aile yuvası, hem sağlığında hem de ahirete intikal ettikten sonra ilmî faaliyetlerin hiç duraksamadan devam ettiği bir ortam olmuştur. Zîrâ Efendimizin vefatından sonra hanımları bu ilim faaliyetini daha geniş bir halkaya açarak devam ettirmişledir. İslâm dininin genel olarak pek çok hükmünün yanında, özellikle kadınlarla ilgili bazı özel hükümlerin öğrenilip aktarılmasında ve öğretilmesinde Efendimizin aile hayatının büyük fonksiyonu olmuştur. Özellikle bu 'akşam sohbetleri'nin rolü küçümsenemez. Adeta bir mektep gibi işleyen akşam sohbetleri, Hz. Aişe validemiz başta olmak üzere, birçok eşsiz âlimin yetişmesine beşiklik etmiştir. Tabii sadece ilmî bahisler konuşulmuyordu; farklı çevre, kültür ve karaktere sahip ev halkı arasında ciddi bir muhabbet oluşuyor, birbirlerini daha iyi tanıyor, risâlet görevinin tatlı ağırlığını Efendimizle beraber azaltmaya gayret ediyor, zaman zaman şakalaşıyor... kısacası mutlu bir ailede olması gereken ortamı sağlıyorlardı. Yatsı vaktinde karanlık her tarafı kaplar, gündüz görünen şeyler adeta yokluğa gömülür, sanki vefat etmiş insanın geriye kalan eşyası da arkasından vefat edip unutulur. İmtihan için verilen dünya hayatının bütünüyle sona erdiğinin bir göstergesi gibidir. Adeta mutlak tasarruf sahibi olan Allah'ın yüceliği, ülfet perdesine sık sık gömülen insanoğluna bir daha gösterilmektedir. Çünkü Allah (cc) gece ile gündüzü, kış ve yazı, dünya ve âhireti bir kitabın sayfaları gibi kolaylıkla çevirir, yazar, bozar, değiştirir. İşte aciz, zaif, muhtaç ve geleceği karanlık gören insan bu vakitte yatsı namazını kılarak, her şeye gücü yeten ve gerçek bir dost olan Allah'a yönelir, dayanır ve sığınır. O'nu unutan ve karanlığa gömülen dünyayı, o da unutup, dertlerini dergâh-ı rahmete döker. Ayrıca ne olur ne olmaz, ölüme benzeyen uykuya dalmadan önce son ibadetini yapıp, günlük hesap defterini güzelliklerle kapatmak ister. Hz. Peygamber (sav) de ashabına yatsı namazını kıldırır ve önemli bir durum olmazsa, kimseyle konuşmadan dinlenmeye çekilirdi. Uyumaya geçmeden önce dua ederdi. Bilindiği gibi O'nun hayatında dua pek büyük bir yere sahipti. Zîrâ dua Kur'ân'ın ifadesiyle insanlığın değer ölçüsüdür. Hz. Aişe validemiz, O'nun yatmadan önce yaptığı dua ve uygulamayı şu şekilde anlatmaktadır: "Allah Rasûlu her gece yatağına girdiğinde iki elini birleştirir, onlara üfler, İhlâs, Felak ve Nas sürelerini okur, sonra da başından başlayarak, vücudunda ulaşabildiği her yere elini sürer ve bunu üç defa tekrar ederdi." Elbette bu konuda başka tavsiye ve uygulamaları da bulunmaktadır. Mesela Hz. Ali (ra) şunu rivayet etmektedir: "Allah Rasûlu bana ve Fatıma'ya şu tavsiyede bulundu: Yatağınıza girdiğinizde 33 defa 'Allah-u Ekber', 33 defa 'subhanellah', 33 defa (bir rivayette 34) 'elhamdulillah' deyin." Hz. Ali o günden sonra bunu hiç terk etmediğini söyleyince, bir zat "Sıffin günü de mi?" dedi, o "evet o gün bile..." cevabını verdi." Gece vakti ise, hem kışı, hem kabri, hem âlem-i berzahı hatırlatarak insan ruhunun Allah'ın rahmetine ne kadar muhtaç olduğunu hatırlatır. Dolayısıyla gece kılınacak teheccüd namazı, kabir gecesinde ve berzah karanlığında önümüzü aydınlatacak vazgeçilmez ışık kaynağımız olacaktır. Efendimiz (sav) günün son dilimi olan gecelerini de engin bir ibadetle geçirmekteydi. Tafsilatını ilgili eserlere havale ederek Hz. Aişe validemizin bir müşahedesini nakletmek istiyoruz: "Peygamber Efendimiz (sav), gece ayakları şişene kadar namaz kılardı. Kendisine, "Ey Allah'ın Rasûlu! Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamıştır. Buna rağmen ibadet konusunda niye kendini bu kadar zorluyorsun?" denilince, "Ben Allah'ın bu mağfiretine karşı şükreden bir kul olmayayım mı?" cevabını verirdi." Teheccüd namazından sonra bir süre dinlenir ve müezzinin nidasıyla sabah namazına kalkardı. Hz. Bilal imsakten önce ezan okur ve halkı hem sahur hem de teheccüde kaldırırdı. Hz. Abdullah b.Ümmi Mektum ise imsak vaktinin başlamasıyla ezan okur ve sabah namazının girdiğini bildirirdi. Kâinatın Efendisinin günlük hayatı çok değişik yönleriyle ele alınabilir. Ancak ne şekilde ele alınırsa alınsın, her yönüyle bütün insanlığa ışık olacak uygulama, tanzim ve sözlerle karşılaşılacaktır. Günlük hayatın adeta kâbusa dönüştüğü bir dönemde, Efendimizin günlük hayatını tetkik eden ve kendisine dersler çıkaranlara ne mutlu. Prof. Dr. Abdulhakim Yüce http://www.sonpeygamber.info/tr/content/view/1355/14/lang,trSabah
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Gece
Netice
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in derslerde anlatıldığı üzere tüm hayatını bu sinemada izleyebilirsiniz.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
569
Hz. Muhammed’in doğumu (hicretten önce 12 Rebîülevvel 53/17 Haziran 569 Pazartesi veya hicretten önce 9 Rebîülevvel 51/20 Nisan 571 Pazartesi) .
Sütannesi Halîme’ye verilmesi.
574
Sütannesi tarafından Mekke’ye getirilerek annesi Âmine’ye teslim edilmesi.
575
Annesi Âmine’nin Ebvâ’da vefatı üzerine Hz. Muhammed’in dadısı Ümmü Eymen tarafından Mekke’ye getirilip dedesi Abdülmuttalib’e teslim edilmesi.
577
Dedesi Adülmuttalib’in vefatı ve amcası Ebû Tâlib’e emanet edilmesi.
578
Amcası Ebû Tâlib ile yaptığı Suriye seyahati.
589
[?]Ficâr Savaşı’na katılması.
[?]Hilfü’l-fudûl Antlaşması’na katılması.
594
Hatice’ye ait ticaret kervanının yöneticisi olarak Busrâ şehrine gitmesi.
Hatice ile evlenmesi.
605
Kureyş’in Kâbe’yi tamiri sırasında Hacerülesved’in yerine konulması hususunda hakemlik yapması.
610
Hira mağarasında ilk vahyi alması; Alak sûresinin ilk beş âyetinin nüzûlü [27 [?] Ramazan).
613
Açık davetle emrolunması üzerine yakın akrabasını İslâm’a davet etmesi.
614
Müşriklerin zayıf müslümanlara eziyet etmeye başlaması.
615
Habeşistan’a ilk hicret.
616
Habeşistan’a ikinci hicret.
Hamza’nın müslüman olması.
Ömer’in müslüman olması; Hz. Peygamber’in ve müslümanların Dârülerkam’dan çıkmaları.
Hâşimoğulları ve Muttaliboğulları’nın Hz. Peygamber’i korumak amacıyla Ebû Tâlib mahallesinde toplanması ve müşriklerin bunlara karşı sosyal ve ekonomik boykot uygulamaya başlaması.
619
Boykotun sona ermesi.
620
Ebû Tâlib’in ve Hz. Hatice’nin vefatı (hüzün yılı).
Hz. Peygamber’in Sevde bint Zem‘a ile evlenmesi (Ramazan).
Zeyd b. Hârise ile Tâif’e gitmesi ve Mut‘im b. Adî’nin himayesinde Mekke’ye dönmesi (Şevval).
Hac mevsiminde Medineli Hazrec kabilesinden bir grubun Akabe’de Hz. Peygamber’le görüşüp müslüman olması (Zilhicce).
621
İsrâ ve mi‘rac hadisesi, beş vakit namazın farz kılınması (27 Receb).
Birinci Akabe Biatı ve Hz. Peygamber’in İslâmiyet’i öğretmesi için Mus‘ab b. Umeyr’i Medine’ye göndermesi (Zilhicce).
622
İkinci Akabe Biatı (Zilhicce).
http://www.sonpeygamber.info/tr/content/blogcategory/31/57/lang,tr
1/622
Müslümanların İkinci Akabe Biatı’ndan sonra Medine’ye hicret etmeye başlaması (Muharrem/Temmuz).
Müşriklerin Dârünnedve’de toplanıp Hz. Peygamber’i öldürme kararı alması (26 Safer/9 Eylül).
Hz. Peygamber’in Hz. Ebû Bekir’le birlikte hicreti ve Sevr mağarasına sığınmaları (26 Safer/9 Eylül).
Sevr mağarasından Medine’ye doğru yola çıkmaları (1 Rebîülevvel/13 Eylül).
Kubâ’ya varış (8 Rebîülevvel/20 Eylül).
Kubâ Mescidi’nin inşası (Rebîülevvel/Eylül).
Hz. Peygamber’in Kubâ’dan ayrılması ve Rânûnâ vadisinde ilk cuma namazını kıldırması; aynı gün Medine’ye ulaşması ve Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evine yerleşmesi (12 Rebîülevvel/24 Eylül).
Mescid-i Nebevî’nin inşasına başlanması (Rebîülevvel/Eylül).
Namaza çağrı için ezanın teşrîi.
1/623
Muhacirlerle ensar arasında kardeşlik tesis edilmesi (muâhât) (Receb/Ocak).
Medine vesikasının tanzimi ve Medine hareminin sınırlarının tesbiti (Ramazan/Mart).
Savaşa izin verilmesi.
Hz. Hamza’nın Îs (Sîfülbahr) Seriyyesi (Ramazan/Mart).
Mescid-i Nebevî’nin inşasının tamamlanması (Şevval/Nisan).
Sa‘d b. Ebû Vakkas’ın Harrâr Seriyyesi (Zilkade/Mayıs).
Medine’de çarşı ve pazar yeri kurulması.
Mescid-i Nebevî’de Suffe’nin teşekkülü.
2/623
Hz. Peygamber’in âşûrâ orucunu tutması ve müslümanlara da tavsiye etmesi (10 Muharrem/14 Temmuz).
Ebvâ (Veddân) Gazvesi (Safer/Ağustos).
Buvât Gazvesi (Rebîülevvel/Eylül).
İlk Bedir (Sefevân) Gazvesi (Rebîülevvel/Eylül).
Uşeyre (Zül‘uşeyre) Gazvesi (Cemâziyelevvel/Kasım).
2/624
Abdullah b. Cahş’ın kumandasındaki Batn-ı Nahle Seriyyesi (Receb/Ocak).
Kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan Mekke’deki Mescid-i Harâm’a (Kâbe) çevrilmesi (Receb/Ocak).
Orucun farz kılınması (Şâban/Şubat).
Teravih namazının kılınmaya başlanması (1 Ramazan/26 Şubat).
Bedir Gazvesi (17 Ramazan/13 Mart).
Enfâl sûresinin nâzil olması.
Hz. Peygamber’in kızı Rukıyye’nin vefatı (Ramazan/Mart).
Fıtır sadakasının (fitre) emredilmesi (Ramazan/Mart).
İlk ramazan bayramı ve bayram namazının kılınması (1 Şevval/27 Mart).
Hz. Peygamber’in Hz. Âişe ile evlenmesi (Şevval/Nisan).
Benî Kaynuka‘ Gazvesi (Şevval/Nisan).
Hz. Ali ile Fâtıma’nın evlenmesi (Zilkade/Mayıs veya Zilhicce/Haziran).
Sevîk Gazvesi (5 Zilhicce/29 Mayıs).
İlk kurban bayramı (10 Zilhicce/3 Haziran).
Muhacirlerden Osman b. Maz‘ûn’un vefatı üzerine Cennetü’l-bakı‘in mezarlık için tahsis edilmesi (Zilhicce/Haziran).
Zekâtın farz kılınması.
3/624
Hz. Osman’ın Resûl i Ekrem’in kızı Ümmü Külsûm ile evlenmesi (Rebîülevvel/Ağustos-Eylül).
Kâ‘b b. Eşref’in öldürülmesi (14 Rebîülevvel/4 Eylül).
Zûemer (Gatafân) Gazvesi (Rebîülevvel/Eylül).
Bahran (Benî Süleym) Gazvesi (Cemâziyelevvel/Kasım).
3/625
Hz. Peygamber’in Hafsa ile evlenmesi (Şâban/Ocak).
Hz. Hasan’ın doğumu (Şâban/Ocak-Şubat veya 15 Ramazan/1 Mart).
Hz. Peygamber’in Zeyneb bint Huzeyme ile evlenmesi (Ramazan/Şubat-Mart).
Uhud Gazvesi (7 veya 11 Şevval/23 veya 27 Mart).
Hamrâülesed Gazvesi (Medine’den çıkış, 8 veya 12 Şevval/24 veya 28 Mart).
4/625
Recî‘ Vak‘ası (Mersed b. Ebû Mersed Seriyyesi) (Safer/Temmuz).
Bi’rimaûne Vak‘ası (Safer/Temmuz).
Benî Nadîr Gazvesi (Rebîülevvel/Ağustos).
İçkinin haram kılınışı (Rebîülevvel/Ağustos-Eylül).
Hz. Peygamber’in hanımı Zeyneb bint Huzeyme’nin vefatı (Rebîülâhir/Ekim).
4/626
Benî Abs heyetinin Medine’ye gelip müslüman olması.
Hz. Hüseyin’in doğumu (5 Şâban/10 Ocak).
Hz. Peygamber’in Ümmü Seleme ile evlenmesi (Şevval/Mart-Nisan).
Bedrü’l-mev‘id Gazvesi (Zilkade/Nisan).
Hz. Ali’nin annesi Fâtıma bint Esed’in vefatı.
5/626
Zâtürrika‘ Gazvesi ve korku namazının (salâtü’l-havf) kılınması (10 Muharrem/11 Haziran).
Dûmetülcendel Gazvesi (25 Rebîülevvel/24 Ağustos).
Medine’de ay tutulmasının gözlenmesi ve Hz. Peygamber’in husûf namazı kıldırması (Cemâziyelâhir/Kasım).
Müslüman olan 400 kişilik Müzeyne heyetinin Medine’ye gelmesi (Receb/Aralık).
5/627
Benî Mustalik (Müreysi‘) Gazvesi (Şâban-Ramazan/Ocak-Şubat).
İfk hadisesi.
Hz. Peygamber’in Cüveyriye bint Hâris ile evlenmesi.
Medine’de nüfus sayımı yapılması (Şevval/Şubat-Mart).
Hendek (Ahzâb) Gazvesi (Zilkade/Nisan).
Hz. Peygamber’in Zeyneb bint Cahş ile evlenmesi ve evlât edinmenin yasaklanmasına dair âyetlerin (el-Ahzâb 33/4-5) nâzil olması (Zilkade/Nisan).
Benî Kurayza Gazvesi (Zilkade sonu/Nisan).
6/627
Benî Lihyân Gazvesi (Rebîülevvel/Temmuz).
Muhammed b. Mesleme’nin I. Zülkassa Seriyyesi (Rebîülâhir/Ağustos).
Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ın II. Zülkassa Seriyyesi (Rebîülâhir sonu/Eylül).
Zeyd b. Hârise’nin Tarîf Seriyyesi (Cemâziyelâhir/Ekim-Kasım).
Zeyd b. Hârise’nin Vâdilkurâ Seriyyesi (Receb/Kasım-Aralık).
6/628
Hz. Peygamber’in Abdurrahman b. Avf’ı Dûmetülcendel’e göndermesi (Şâban 6/Aralık 627-Ocak 628).
Zeyd b. Hârise’nin Medyen Seriyyesi (Şâban 6/Aralık 627-Ocak 628).
Hz. Ali’nin Fedek Seriyyesi (Şâban 6/Aralık 627-Ocak 628).
Zeyd b. Hârise’nin II. Vâdilkurâ Seriyyesi (Ramazan/Ocak-Şubat).
Abdullah b. Revâha’nın Hayber’e keşif amaçlı seriyyesi (Ramazan/Şubat).
Medine’de kuraklık yaşanması ve Hz. Peygamber’in yağmur duası yapması.
Güneş tutulması ve Hz. Peygamber’in küsûf namazı kılması (Şevval sonu/Mart).
Umre seferi (Zilkade/Mart).
Hz. Peygamber’in, annesi Âmine’nin Ebvâ’daki kabrini ziyaret etmesi.
Hudeybiye’de Kureyş’e elçi olarak gönderilen Hz. Osman’ın hapsedilmesi üzerine Bey‘atürrıdvân’ın yapılması (Zilkade/Mart-Nisan).
Hudeybiye Antlaşması (Zilhicce/Nisan).
Feth sûresinin nâzil olması.
Benî Huzâa, Benî Eslem ve Benî Huşenî heyetlerinin Medine’ye gelip müslüman olması.
7/628
Hz. Peygamber’in, Bizans ve Sâsânî imparatorları başta olmak üzere civar ülke yöneticilerine ve kabile reislerine elçiler ve İslâm’a davet mektupları göndermesi (Muharrem/Mayıs).
Habeş Necâşisi Ashame’nin müslüman olması.
Mısır mukavkısının çeşitli hediyelerle birlikte Mâriye’yi Hz. Peygamber’e göndermesi.
Ebü’l-Âs’ın müslüman olup Hz. Peygamber’in kızı Zeyneb ile yeniden evlenmesi (Muharrem/Mayıs).
Hayber Seferi (Muharrem-Safer/Mayıs-Haziran).
Zeyneb bint Hâris’in Hz. Peygamber’i zehirleme teşebbüsü.
Hz. Peygamber’in Safiyye bint Huyey ile evlenmesi.
Hz. Peygamber’in sütannesi Süveybe’nin vefatı.
Yemen Valisi Bâzân’ın müslüman olması (Cemâziyelevvel/Eylül).
Vâdilkurâ Gazvesi (Cemâziyelâhir/Ekim).
Teymâ yahudileriyle antlaşma yapılması.
Hz. Ömer’in Türebe Seriyyesi (Şâban/Aralık).
Hz. Ebû Bekir’in Necid Seriyyesi (Şâban/Aralık).
Beşîr b. Sa‘d’ın Fedek Seriyyesi (Şâban/Aralık).
7/629
Galib b. Abdullah’ın Meyfaa Seriyyesi (Ramazan/Ocak).
Umretü’l-kazâ (Zilkade/Mart).
Peygamber’in Ümmü Habîbe bint Ebû Süfyân ile evlenmesi.
Hz. Peygamber’in Meymûne bint Hâris ile evlenmesi (Zilkade/Mart).
8/629
Hâlid b. Velîd, Amr b. Âs ve Osman b. Talha’nın müslüman olması (1 Safer/31 Mayıs).
Hz. Peygamber’in kızı Zeyneb’in vefatı (Safer/Haziran).
Mûte Savaşı (Cemâziyelevvel/Eylül).
Amr b. Âs’ın Zâtüsselâsil Seriyyesi (Cemâziyelâhir/Ekim).
Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ın Sîfülbahr (Habat) Seriyyesi (Receb/Kasım).
Benî Süleym ve Benî Gıfâr kabilelerinin müslüman olması ve Hâlid b. Velîd kumandasında Mekke fethine katılmaları.
Kureyşli müşriklerin Hudeybiye Antlaşması’nı ihlâl etmesi üzerine Ebû Süfyân’ın barışın devamını sağlama girişiminde bulunması.
8/630
Hz. Peygamber’in Mekke fethi için yola çıkması (13 Ramazan/4 Ocak).
Mekke’nin fethi (20 Ramazan/11 Ocak).
Benî Mahzûm kabilesinin müslüman olması.
Hişâm b. Âs’ın Yelemlem tarafına, Hâlid b. Saîd’in Urene tarafına, Hâlid b. Velîd’in Nahle’deki Uzzâ putunu, Sa‘d b. Zeyd el-Eşhelî’nin Müşellel’deki Menât putunu, Amr b. Âs’ın Benî Hüzeyl’in Ruhât’taki Süvâ‘ putunu, Tufeyl b. Amr ed-Devsî’nin Amr b.Hümeme’nin Zülkeffeyn putunu yıkmayagönderilmesi (Ramazan/Ocak).
Huneyn Gazvesi (11 Şevval/1 Şubat).
Hâlid b. Velîd’in Benî Cezîme’yi İslâm’a davet seriyyesi (Şevval/Şubat).
Tâif Gazvesi (Şevval/Şubat).
Hz. Peygamber’in Ci‘râne’de Huneyn ganimetlerini taksim etmesi (Zilkade/Şubat).
Hz. Peygamber’in, yanlarından ayrıldıktan sonra ilk defa süt kız kardeşi Şeymâ ile görüşmesi.
Hz. Peygamber’in umre yapması (19 Zilkade/10 Mart).
Muhâcir b. Ebû Ümeyye’nin San‘a Seriyyesi (28 Zilkade/19 Mart).
Ziyâd b. Lebîd’in Hadramut Seriyyesi.
Amr b. Âs’ın Uman yöneticileri Ceyfer ve Abd b. Cülendâ kardeşlere elçi olarak gönderilmesi (Zilkade/Mart).
Alâ b. Hadramî’nin Ebû Hüreyre ile birlikte Bahreyn yöneticisi Münzir b. Sâvâ’ya elçi olarak gönderilmesi.
Hz. Peygamber’in oğlu İbrâhim’in doğumu (Zilhicce/Mart-Nisan).
Benî Sa‘lebe, Benî Sudâ’, Benî Bâhile, Benî Sümâle, Benî Cerm, Ehâbîş, Benî Ak ve Benî Hüzeyl heyetlerinin Medine’ye gelip müslüman olmaları.
9/630
Hz. Peygamber’in bazı şehir ve kabilelere zekât âmilleri göndermesi (Muharrem/Nisan-Mayıs).
Abbâd b. Bişr’in Benî Süleym ve Benî Müzeyne’ye, Râfi‘ b. Mekîs el-Cühenî’nin Benî Cüheyne’ye, Dahhâk b. Süfyân el-Kilâbî’nin Benî Kilâb’a, Büsr b. Süfyân el-Kâ‘bî’nin Benî Kâ‘b’a, İbnü’l-Lütbiyye el-Ezdî’nin Benî Zübyân’a, Mâlik b. Nüveyre’nin Benî Hanzale b. Mâlik’e, Amr b. Âs’ın Fezâre’ye, Velîd b. Ukbe’nin Benî Müstalik’a zekat toplamak üzere gönderilmesi.
Uyeyne b. Hısn’ın Benî Temîm Seriyyesi ve Benî Temîm kabilesinin Medine’ye gelip müslüman olması (Muharrem/Mayıs).
Benî Esed’den bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması.
Alkame b. Mücezziz kumandasında ilk deniz seferinin düzenlenmesi (Rebîülâhir/Temmuz-Ağustos).
Hz. Ali’nin Tay kabilesinin putu Füls’ü tahrip etmesi.
Ukkâşe b. Mihsan’ın Benî Belî ve Benî Uzre’ye karşı Cinâb Seriyyesi.
Hz. Peygamber’in, Habeş Necâşîsi Ashame’nin vefatını haber verip gıyabî cenaze namazını kıldırması (Receb/Ekim).
Îlâ ve tahyîr hadisesi.
Tebük Gazvesi (Receb/Ekim).
Hâlid b. Velîd’in Dûmetülcendel lideri Ükeydir b. Abdülmelik’e karşı seriyyesi ve Hz. Peygamber’in Ükeydir ile antlaşma yapması.
Cerbâ, Ezruh, Maknâ, Eyle (Akabe) ve Tebük halkını temsilen heyetlerin Hz Peygamber’e gelip barış yapması.
Hz. Peygamber’in, Tebük’ten Dihye b. Halîfe’yi Bizans İmparatoru Herakleios’a ikinci defa İslâm’a davet mektubuyla göndermesi.
Hz. Peygamber’in kızı Ümmü Külsûm’un vefatı.
Benî Ukayl, Benî Kelb, Benî Kilâb, Benî Tücîb, Benî Gatafân, Benî Hanzale b. Mâlik, Benî Kudâa, Belî ve Benî Behrâ’dan heyetlerin Medine’ye gelip müslüman olması.
Hıristiyan Benî Tağlib’in Medine’ye gelip antlaşma yapması.
Kâ‘b b. Züheyr’in müslüman olması ve Hz. Peygamber’in hırkasını ona hediye etmesi.
Benî Sa‘d b. Bekir kabilesinin Dımâm b. Sa‘lebe’yi elçi olarak Medine’ye göndermesi ve müslüman olmaları.
Benî Cüzâm heyetinin Medine’ye gelip müslüman olması.
Hz. Peygamber’in münafıklara ait Mescid-i Dırâr’ı yıktırması.
Himyer krallarının İslâm’a davet edilmesi ve Müslümanlığı benimsemeleri.
Benî Hemdân, Benî Fezâre, Benî Mürre’den ve Tâif’teki Sakıf kabilesinden bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması.
Hz. Peygamber’in Ebû Süfyân ile Mugıre b. Şu‘be’yi Lât putunu kırmaya göndermesi.
9/631
Münafıkların reisi Abdullah b. Übeyy b. Selûl’ün ölümü (Zilkade/Şubat).
Hz. Ebû Bekir’in emîr-i hac tayin edilmesi (Zilkade- Zilhicce/Mart).
Tevbe sûresinin hükümlerini bildirmek üzere Hz. Ali’nin Mekke’ye gönderilmesi (Zilhicce/Mart).
Necran hıristiyanlarından bir heyetin Medine’ye gelmesi ve Hz. Peygamber’le mübâhele yapmayı reddedip antlaşmaya varması (Zilhicce/Nisan).
10/631
Hâlid b. Velîd’in Necran Seriyyesi ve Benî Hâris’ten bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması (Rebîülâhir/Temmuz).
Hz. Ali’nin Yemen Seriyyesi ve Benî Mezhic’in müslüman olması (Ramazan/Aralık).
Cerîr b. Abdullah’ın Zülhalesa putunu ve mâbedini yıkmaya gönderilmesi.
Hz. Peygamber’in Kur’ân-ı Kerîm’i Cebrâil’e iki defa arzetmesi ve yirmi gün itikâfta kalması (Ramazan/Aralık).
Benî Ezd, Ebnâ, Benî Tay, Benî Âmir b. Sa‘saa, Benî Kinde, Benî Tücîb, Benî, Rehaviyyîn, Benî Gafik, Benî Mehre, Benî Hanîfe, Benî Ans, Benî Murâd, Benî Abdülkays, Benî Hilâl, Benî Ruhâ ve Benî Zübeyde’den heyetlerin Medine’ye gelip müslüman olmaları.
Müseylime’nin peygamberlik iddiasında bulunması.
10/632
Hz. Peygamber’in oğlu İbrâhim’in vefatı (29 Şevval/28 Ocak).
Vedâ haccı için Hz. Peygamber’in Medine’den ayrılışı (26 Zilkade/23 Şubat).
Vedâ hutbesi (9 Zilhicce/7 Mart).
Vedâ tavafı (14 Zilhicce/12 Mart Perşembe).
Benî Muhârib’den bir heyetin Medine’ye gelip müslüman olması (Zilhicce/Mart).
Yemen Valisi Bâzân’ın vefatı; Hz. Peygamber’in Yemen’e on bir vali tayin etmesi.
Nasr sûresinin nâzil olması (Zilhicce/Mart).
Hz. Peygamber’in câriyesi (hanımı) Reyhâne bint Şem‘ûn’un vefatı.
11/632
Medine’ye en son gelen Benî Neha‘dan bir heyetin müslüman olması (15 Muharrem/12 Nisan).
Üsâme b. Zeyd’in Suriye’ye gidecek orduya kumandan tayin edilmesiMayıs).
Hz. Peygamber’in şiddetli baş ağrısı ve humma yakalanması (27 Safer/24 Mayıs Pazar).
Peygamberlik iddiasında bulunan Esved el-Ansî’nin öldürülmesi (8 Rebîülevvel/3 Haziran).
Hz. Peygamber’in vefatı (13 Rebîülevvel/8 Haziran Pazartesi).
Hz. Peygamber’in defnedilmesi (14 Rebîülevvel/9 Haziran Salı).
http://www.sonpeygamber.info/tr/content/blogcategory/31/57/lang,tr
![]() |