Din Ahlak Eğitim Siteleri Dini100.Net İslami Siteler Birliği Bedava100.Net -Kültür ve Sanat Siteleri
İslami Siteler
islami sohbet


Din ve Kültür


Kıyıdan Topladıklarım


Körfez İgsaş İÖO Fotoğrafçılık Kulübü







Sağ sütundaki Veli Bilgilendirme Sistemi yazısı tıklanarak notlar öğrenilebilir.
Hafta hafta işlenen konularımızı takip ederek her zaman dersimize hazırlıklı olmak isteyen
öğrencilerimiz de Bu Haftaki Dersimiz yazısına tıklamalıdırlar.

07 Ocak 2008 Aşure Günü

Âşûre Günü, hicri yılın ilk ayı olan Muharrem ayının onuncu günüdür. İslam dininde önemli bir yeri ve kıymeti olan bir gündür.

Aşure, İbranice "aşûr" sözcüğünden gelir. Türkçe'ye ise Arapça'dan geçmiştir. Sözcüğün Sâmî diller arasında ortak bir sözcük olduğu düşünülmektedir. Ayrıca, sözcük (ve gün) Musevilik inancında büyük keffaret günü için kullanılmıştır (Tevrat, Levililer, 16, 29 vd). İslam inancında önemli bir yer tutan ve Aşure gününde olduğu söylenen çeşitli olaylar vardır: Âdem peygamberin işlediği zelleden(hata veya sürçme) sonra ettiği tövbenin kabulü, Nuh peygamberin gemisinin tufandan kurtulması, Yunus peygamberin bir balığın karnından çıkması, İbrahim peygamberin ateşte yanmaması, İdris peygamberin diri olarak göğe yükseltilmesi (çıkarılması), Yakub peygamberin oğlu Yusuf peygambere kavuşması, Eyyüb peygamberin hastalıklarının geçip iyileşmesi, Musa peygamberin Kızıldeniz'den geçip İsrailoğulları'nı Firavun'dan kurtarması, İsa peygamberin doğumu ve ölümden kurtarılıp göğe yükseltilmesi (çıkarılması). Bu olayların hepsi İslam dini içinde önemli bir yere sahip olan mucizelerdir. Yine de bu olayların Aşure Günü gerçekleştiğine dair İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an'da bir ifade bulunmaz. Ayrıca bu olayların birçoğuna Musevilik ve Hristiyanlık'ta da inanılır.

Aşure Orucu

Aşure günü oruç tutmak sünnettir ve bu oruca "aşûre orucu" denir. Aşure orucu İslam öncesi dönemde de Araplar tarafından bilinirdi. Ayrıca, museviler de Aşure Günü oruç tutarlar. İslam bilginlerinin geneline göre İslam dininin ilk zamanlarında, Ramazan orucu mevcut değilken, aşure orucu tutmak vacipti. Fakat Ramazan orucu farz olduktan sonra aşure orucunun müstehab bir ibadet olduğu düşünülmektedir. Bugün İslam bilginleri aşure orucunun sünnet olduğunda görüş birliği etmişlerdir. Ayrıca, Musevi gelenekten ayrışmak için sadece -Muharrem ayının onuncu günü olan- Aşure Günü'nde değil de, Muharrem ayının 9, 10 ve 11'nci günlerinde oruç tutulmasının daha iyi olacağı düşünülür.

Aşure Tatlısı

Aşure ismi verilen tatlının ortaya çıkışına dair bir inanış mevcuttur. Bu inanışa göre, İslam dininde inanılan peygamberlerden olan Nuh'un tufandan sonra Aşure Günü'nü kutlamak için geminin ambarında kalan erzakı karıştırıp bir tür tatlı yiyecek hazırlamıştır. İçinde birçok farklı malzemenin kullanıldığı ve bir gelenek olan bugün hâlâ Aşure Günü müslümanlarca yapılan aşure tatlısının böyle ortaya çıktığı öne sürülmektedir. Aşure Günü aşure pişirmek sadece bir gelenektir, dini bir önemi yoktur, bir ibadet değildir.

Şii İnancında Aşure Günü

Şii inancında Aşure Günü'ne, İslam dininin genelinin atfettiği önemin dışında bir önem verilir. Zira Muharrem ayının onuncu günü, yani Aşure Günü, Muhammed peygamberin torunu olan Hüseyin Kerbelâ'da şehit edildiği için bu günü matem günü sayarlar. Şiiler Muharrem ayının birinci ve onuncu günleri arasında gülmez, yeni bir işe başlamazlar. Muharrem ayının onuncu günü olan Aşure Günü ise dövünme ve yas günüdür. Yas bittikten sonra ise aşure törenleri başlar.

Kaynak: Vikipedi,  Aşure Günü maddesi.

 

Malzemeler

  • 2 Türk kahvesi fincanı buğday
  • 1 Türk kahvesi fincanı nohut
  • 1 Türk kahvesi fincanı kuru fasulye
  • 1 Türk kahvesi fincanı pirinç
  • 1 yemek kaşığı kırmızı mercimek
  • 1 yemek kaşığı bulgur
  • 2,5 su bardağı şeker
  • 3 yemek kaşığı mısır konservesi
  • 4-5 adet kuru kayısı
  • 4-5 adet kuru incir
  • 2 yemek kaşığı kuru üzüm
  • 1 yemek kaşığı hindistan cevizi
  • 1 adet kabuk tarçın
  • 4-5 adet karanfil
  • 1 tatlı kaşığı portakal kabuğu rendesi
  • 1/2 çay kaşığı tuz

Üzeri için

  • 1 tatlı kaşığı sıvıyağ
  • Fındık
  • Yer fıstığı
  • Ceviz
  • Badem
  • Dolmalık fıstık
  • Kuş üzümü
  • Nar
  • Çekilmiş tarçın
Hazırlanışı:

Bir gece önce

1.      Buğday iyice yıkanıp bir taşım kaynatılır. Daha sonra da kaynatma suyunda gece boyunca bekletilir. Su az gelirse eklenir.
2.      Nohut yıkanıp tuzlu suda ıslatılır.
3.      Kuru fasulye ıslatılır.
4.      Kayısılar yıkanıp ıslatılır.
5.      İncir yıkanıp ıslatılır.
6.      Üzüm yıkanıp, sapları temizlenip ıslatılır.

Pişirme günü

7.      Nohut haşlanıp bir kaba alınır.
8.      Kuru fasulye haşlanıp başka bir kaba alınır.
9.      Aşureyi pişireceğiniz kabın içinde buğday iyice yumuşayıncaya kadar haşlanır.
10. Buğday yumuşayınca nohut eklenir. Bir taşım kaynatılır.
11. Kuru fasulye ilave edilip, kaynatmaya devam edilir.

Not: Bu üç bakliyat iyice haşlanmalıdır yoksa şeker konulunca sertleşir.

12. Bu arada pirinç ve kırmızı mercimek bir arada yıkanıp, haşlanır.
13. Haşlananlar büyük tencereye eklenir.
14. Bulgur haşlanıp aşure tenceresine eklenir.
15. Şeker eklenir.

Not: Şeker oranı isteğe göre değişir. Mutlaka tadına bakmak gerek. En önemli nokta şekerli seviyorsanız çok ama çok tatlı olması gerekir. Çünkü soğurken şekeri çekiyor ve tadı azalıyor. Size kararında gelen şeker soğuduğunda uçup gitmiş oluyor.

16. Kayısıları doğranıp, bir taşım haşlanır. Suyu süzülüp aşureye katılır.
17. İncirler doğranıp, haşlanıp, suyu süzülüp tencereye eklenir.
18. Aşure tenceresine üzüm, hindistan cevizi, kabuk tarçın, karanfil, portakal kabuğu eklenip bir taşım daha kaynatılır.
19. Ocak kapatılıp, çubuk tarçın içinden çıkartılır.
20. Aşure kaplara dağıtılır.

Not: Süsleme işlemi aşure soğuduktan sonra yapılmalıdır. Yoksa süsleme malzemesi çöker.

21. Yer fıstığı, fındık, badem ve dolmalık fıstık teflon tavada sıvıyağ ile kavrulur.
22. Aşurelerin üzerine önce tarçın serpilir.
23. Sonra temizlenen nar taneleri, kavrulmuş çerezler ve kuş üzümü konulur.

Notlar
  • Bu ölçülerle 10-12 kase çıkıyor.
  • Düdüklü tencereyle yapınca 3 saat kadar sürüyor.
  • 1-2 günde de yapabilirsiniz. Yani nohudu, kuru fasulyeyi önceden haşlayıp dolapta bekletebilirsiniz.
  • İçine gülsuyu koyanları da var. Ben sevmiyorum.

    Aşure Protein Kaynağı


    Aşurenin yapımında kullanılan kuru baklagil ve tahıldaki toplam protein kalitesinin kırmızı ette bulunan proteine eş değer olduğu, bu nedenle de hayvansal gıdalar tüketemeyen kişiler için aşurenin iyi bir protein kaynağı olduğu bildirildi.

     

    Hz. Nuh'un gemisindeki ambarlarda kalan son erzakların karıştırılarak pişirilmesi sonucu ortaya çıktığına inanılan ve geçmişi 2 bin yıl öncesine dayanan aşure, sahip olduğu besin değeri ile sıkça tüketilmesi gereken bir tatlı olarak görülüyor.

     

    Ondokuzmayıs Üniversitesi (OMÜ) öğretim üyesi, Beslenme Uzmanı Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, yapımında kullanılan malzemelerin çeşitliliğinden dolayı besin değeri açısından son derece zengin bir tatlı olan aşurenin özellikle protein kalitesi açısından ete eş değer olduğunu ifade etti.

     

    Hayvansal gıdalar tüketemeyen kişiler için aşurenin iyi bir protein kaynağı olduğunu vurgulayan Elmacıoğlu, şöyle devam etti: "Hayvansal besinlerdeki protein en kaliteli protein. Bu kadar değerli olmasının nedeni, vücut için gerekli olan aminoasitleri bünyesinde barındırması. Kuru baklagiller ve tahıllarda ise bu aminoasitlerden bir veya 2 tanesi eksik.

     

    Onun için kuru baklagillerin protein kalitesi düşük. Ancak kuru baklagillerde eksik olan aminoasit tahıllarda var. Tahılda eksik olan kuru baklagil de var." Dar gelirli insanların protein ihtiyacını daha çok bitkisel kaynaklarla sağlamak zorunda kaldıklarını belirten Elmacıoğlu, bunun için aşurenin iyi bir protein kaynağı olduğunu vurguladı.

     

    Hayvansal protein kaynaklarının doymuş yağ asitlerinden zengin olduğunun unutulmamasını isteyen Elmacıoğlu, batı dünyasında doymuş yağ oranı düşük gıdalara yöneliş olduğunu belirtti.

     

AŞURE TOK TUTUYOR

Elmacıoğlu, aşurenin karbonhidrat açısından da kan-şeker düzeyini yavaş yavaş etkileyen, kan şekerini olumsuz etkilemeyen mükemmel bir tatlı olduğunu ifade etti. "Örneğin bir porsiyon kremalı pasta yendiği zaman kan şekeri çok çabuk yükselir, kan yağlarını olumsuz etkiler. Oysa bir porsiyon aşure hem aynı enerjiyi verir, hem de kan şekeri ve kan yağları açısından hiç bir olumsuz yönü yoktur" diyen Elmacıoğlu, aynı kalorideki aşurenin aynı zamanda kişiyi 2-3 saat tok tuttuğunu belirtti.

Elmacıoğlu, içindeki kuru meyveler nedeniyle aşurenin antioksidanlar açısından, fındık nedeniyle E vitamini açısından zengin olduğunu söyledi.

Tatlıların içeriğindeki karbonhidratların diş çürümelerini hızlandırdığına dikkati çeken Elmacıoğlu, aşurenin diğer tatlılarla kıyaslandığında diş sağlığı açısından en makul tatlı olduğunu vurguladı.

Yeni Şafak, 31.01.2007

Tarif: http://www.devletsah.com

Yorum (2) Yorum yaz!

Bütün Annelerimizin Anneler Günü Kutlu Olsun!

 



Bütün annelerimizin Anneler Günü kutlu olsun!

Her yıl mayıs ayının ikinci pazar günü kutlanır anneler günü. Günler öncesinden hazırlanan hediyeleri vermek için yarışır çocuklar. Bazıları bir gül, bazıları da bahçeden topladıkları çiçeklerden verirler annelerine. Hiç olmazsa, bir öpücük kondururlar annelerinin yanağına ve yine de kutlarlar Anneler Günü’nü.

Annelerimize sevgimizi göstermek, onlara en güzel çiçekleri vermek için bu günü beklememize hiç gerek yoktur aslında. Annelerimizin bizlere olan sevgi ve şefkatlerini ömür boyu gösterdiklerini düşünürsek, bizim sevgimizi bu bir güne sığdırmamız hiç hoş olmaz değil mi? Yine de annelerini üzmüş olan, sözlerini dinlemeyen ve sonra da yaptıklarına üzülen çocuklar için güzel bir fırsattır. Annenizin Anneler Günü’nü kutlamak bahanesiyle gidip ondan özür dileyebilirsiniz yaptıklarınız için…

Bütün annelerimizin Anneler Günü kutlu olsun!..

Arkadaşım, sayı: 206
 

 

Ana-babaya iyilik
nafile ibadetten üstündür

Farz ibadetler, biz kullar için Allah’ın takdir etmiş olduğu görevlerdir. Farz ibadetlerin dışında Allah’a kalben ve fiilen yakın olabilmek için yaptığımız ibadetlere de “nafile” ibadetler diyoruz.
 

Kur’an onlara itaati
emrediyor

Rabbimiz Kur’an’ında bize sürekli ana-baba hakkına riayet etmeyi emrediyor. Onları “valideyn” olarak tanımlayıp sanki “tek varlıkmış” gibi tanımlıyor
 

Onlara yardım etmek
Allah yolunda olmaktır

Bir evlat kendi ayakları üzerinde durana kadar gerek annesi ve gerekse babası onun için nice fedakârlıklarda bulunurlar. Yaşlandıklarında ise ilgi görme sırası artık onlardadır.
 

Ana-babaya hürmetsizlik münafıklık alametidir

“Demek ki ey münafıklar! Siz işbaşına geçecek olursanız, ülkede fesat çıkaracak, nizamı bozacak, akrabalık bağlarını parçalayacaksınız! (Allah’a verdiği söze

 

Onlara isyan eden
Cennet’e giremez

Sıla-i rahmi kesmenin haramlığına inandığı hâlde bunun gereklerini yerine getirmeyen insan günahkâr olur. Yok, bu hükmü reddediyorsa Cennet’in kokusunu duyması mümkün değildir.
 

Okurlarımız 'annelerini' anlatıyor

Anneler: Melek yüzlüler

Rabbimiz bir müminin, anne-babasına, eziyet şöyle dursun onlara iyilikte bulunması, şefkat yüklü sözcüklerle hitap etmesi gerektiğini emretmektedir.

 

Örnek anneler

Hz. Hansa (r.anhâ)

Amr b. Hâris’in kızı meşhur saire Hansa (radiyallahü anhâ) “ilhama mazhar ve şiirde dev
bir kadındı, islâmiyeti kabul etmeden önce felakete tahammül edemezdi.

 

Anneliğin özü

Büyük insanları, insanlığın iftihar tablolarını hep anneler şekillendirir. Erkek ve kadın tüm güzel meziyetlerini birleştirirse, bundan cennet ikliminin yaşandığı bir aile ve fazilet topluluğu meydana gelir.

 

[EDİTÖR] - Dost, ayıp, tıynet, vefa
Hadislerle 'anne'
Anne-babaya saygı peygamber ahlâkıdır
Anne-babalarımıza nasıl davranmalıyız?
Ana-babaya iyilik yapmak hac ve umre sevabı kazandırır
Büyük Velî Tayfur Hazretleri’nin annesine vefası
Ebeveynler ihmal edilerek hizmet edilemez!
Annem bana sürekli beddua ediyor!
Sevgi bir seçimdir ve farkı oluşturan sevgidir
ANNE
Okurlarımız 'annelerini' anlatıyor [2]
Okurlarımız 'annelerini' anlatıyor [3]
Okurlarımız 'annelerini' anlatıyor [4]

Yorum (0) Yorum yaz!

Kadir Geceniz Hayırlı Olsun!

Maddi ve manevi pek çok hikmet ve rahmeti, bereket ve mağfireti bünyesinde barındıran Ramazan ayının son günlerini idrak ederken Yüce Allah’ın lütfuyla 8 Ekim Pazartesi gününü Salı’ya bağlayan gece “Kadir Gecesi”ne ulaşmanın heyecanını ve mutluluğunu yaşayacağız.

Sema kapılarının açılarak esenlik ve güvenliğin her tarafa yayılacağının, Cenab-ı Mevlâ’ya açılan ellerin, yükselen dua ve yakarışların kabul edileceğinin bildirildiği bu geceyi “bin aydan daha hayırlı” kılan, Kur’an-ı Kerim'in bu gecede indirilmesidir. Kadir gecesini idrak etmenin ve ondan nasiplenmenin yolu ise, Kur’an-ı Kerim’in eşsiz mesajını anlamaktan ve onun aydınlattığı istikamette yürümekten geçer.

“Aklen ve fikren diri olanları” uyarmak için gönderilen Kur’an, bize kendimizi hikmet aynasında görmemiz ve Rabbimizi tanımamız için rehberlik etmekte, varoluşun ve hayatın anlamını göstermektedir. O, dünya ve ahiret mutluluğunun yol haritasıdır. Bunun için de Kur’an bize hem Yüce Yaratanımıza karşı ödevlerimizi, hem de kendimize, yakın ve uzak çevremiz ile bütün insanlara karşı sorumluluklarımızı hatırlatır.

Kur’an insanlar arasında adaleti, işi ehil olana vermeyi, hakka razı olmayı, başkasının hakkına göz dikmemeyi, sevgiyi, yardımlaşma ve kardeşliği, davranışlarda doğruluk ve dürüstlüğü emreder. Üstün ahlak sahibi Peygamber Efendimizi örnek almayı bizlere emreden Kur’an, dindarlığın ancak ahlakla kemale ereceğini bildirir. Bunun için de O, sözünde durmayı, iyilikte yarışmayı, nimet ve külfeti paylaşmayı, fakir, düşkün ve yetimi kollamayı, emanete ve komşu hakkına riayet etmeyi, alçak gönüllü, güler yüzlü ve iffetli olmayı, çirkin işlerden kaçınmayı ve utanma duygusunu, kimsenin gizli halini araştırmamayı olgun Müslüman’ın ayrılmaz vasıfları olarak zikreder. Hırs, çekememezlik, kin, dedikodu, kendini beğenmişlik, yalan, iki yüzlülük gibi kötü huyların müminde barınmayacağını bildirir. Kur’an’la buluşmak, sadece onu okumak ve dinlemekle değil, onun öğütlerini önemsemek ve her birini davranışlarımıza yansıtmakla mümkün olur.

Peygamber Efendimiz “faziletine inanarak ve sevabını da yalnız Allah’tan umarak Kadir gecesini güzel amellerle geçirenlerin geçmiş günahlarının bağışlanacağı” müjdesini vermekte ve bu gecede “Allah’ım sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affeyle” diyerek dua etmemizi tavsiye etmektedir. İnanıyoruz ki, unutarak ve bilmeyerek işlediğimiz günahlardan gerçekten pişman olur ve onlara bir daha dönmemeye karar verirsek, kendimizle hesaplaşıp kulluk ve sorumluluk bilincimizi yenileyebilirsek Yüce Rabbimiz bizleri affedecek, bizlere mağfiret edecektir. Öyleyse, bu mübarek gecenin rahmet ve mağfiret ikliminde Yüce Allah’tan bize imanı sevdirmesini, bizleri samimiyetten ve istikametten ayırmamasını, doğruyu bulduktan sonra kalplerimizi eğriltmemesini ve bizleri affetmesini dileyelim.

Bu duygu ve düşüncelerle aziz milletimizin, yurt dışında yaşayan vatandaş ve soydaşlarımız ile İslâm âleminin Kadir Gecesini tebrik ediyor, bu müstesna gecede yapacağımız dua ve yakarışların bütün insanlığa sevgi, barış ve huzur getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU
Diyanet İşleri Başkanı

http://www.diyanet.gov.tr/turkish/default.asp

Yorum (0) Yorum yaz!

Berat Kandili Affımız İçin Büyük Bir Fırsat

Şaban ayının 15’inci gecesi olan Berat Gecesi mü’minler için asla ihmal edilmemesi gereken bir gecedir. Berat’ın gündüzünü oruçla, gecesini de ibadetle geçiren kimse Rabb’inden gelecek lütuflara hazır olmalıdır.

Manevî huzur ve sükunun kalplere doğduğu, coşkun rahmet dalgalarının başladığı mübârek üç ayların ikincisi olan Şaban ayı içerisinde bulunan Berat Gecesi her Müslüman için önemli bir zaman dilimidir. Hz. Peygamber (sas), Şaban ayına ve özellikle bu ayın on beşinci gecesine ayrı bir önem vererek onu ihyâ etmiştir. (Tirmizî, Savm, 39) Berat, Arapçadaki “berae-beraet” kelimesinin Türkçeleşmiş halidir. Beraet, “iki şey arasında ilişki olmaması”, “kişinin bir yükümlülükten kurtulması” veya “yükümlülüğünün bulunmaması” anlamına gelir. Allah’ın (cc) affı ve bağışlaması ile Müslümanların günahlarından temizlenmesi ümidiyle bu geceye Berat Gecesi denilmiştir. Bu gecenin diğer gecelerden daha fazla ibadet ile geçirilmesinin sebebi şu hadis-i şeriftir: “Şaban ayının yarı gecesi (on beşinci gece) oldu mu, onu ibadet ve taatla geçirin. Gündüzünde oruç tutun. Zira Allahü Teâlâ o gecenin gurûb vakti (güneşin batmasıyla) dünya semasına rahmetle tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu bana istiğfar eden (af isteyen), onu mağfiret (af) edeyim. Yok mu benden rızık isteyen, ona rızık vereyim. Yok mu bir musibete uğrayan (hasta olan), ona âfiyet bahşedeyim. Yok mu şöyle, yok mu böyle!’ der.” buyurmuştur. (İbn Mâce, “İkame”, 191) Peygamberimiz, Efendimiz (sas) başka bir hadîs-i şerifinde şöyle buyuruyor: “Allah (cc), Şaban ayının yarı gecesinde dünya semasına lütufla tecelli edip, ‘Kelp’ kabilesinin koyun sürüsündeki kıllardan daha çok kimselerin günahlarını mağfiret eder (bağışlar).” (Tirmizî, “Savm”, 39; İbn Mâce, “İkame”, 191) Bir diğer hadîs-i şerifte de Hz. Muhammed (sas) şöyle buyurmuştur: “Allah (cc), Şaban ayının yarısında kullarının hallerini gözden geçirir, müşrik ve kindar olanlardan başka herkesin günahlarını affeder.” (Tac, II/93)

Nefsimize gem vuralım

Berat Gecesi’ni büyük nîmet ve fırsat bilmek gerekiyor. Çünkü zamanı kesinlikle bilinen bir gecedir. Kadir Gecesi, çok büyük bir gecedir; ancak onu “yakalamak” gibi ayrıca bir gayret gerekmektedir. Berat ise beraberinde getirdiği akıl almayacak kurtuluş fırsatlarıyla “seccademizin kıvrımlarında” bizi beklemektedir. Mahşer günü pişman olmamak için, TV’lerin fişini çekip çok ibâdet yapmak gerekiyor. Berat Gecesi’nde çok duâ etmeli, âlem-i İslam’ın felahı, hayırlı rızık ve evlat istenmeli, kötü sondan, îmânsız ölmekten Allahü Teâlâ’ya sığınmalıdır. Cehennem ateşinden kurtuluş beratı bu gecede samimi olarak edeceğimiz dualarla verilecektir. Cenab-ı Hak’tan bereket, mağfiret, aklıselim, kalb-i selim ve sıhhat-i beden istenmelidir. Rahmet kapısı her an açık olan Berat gibi mübarek geceler, Müslümanların Allah’a yöneldikleri, ibadetlerle meşgul oldukları, hayır ve hasenat yaptıkları; günahlarının bağışlanmasını Yüce Allah’tan istedikleri bereketli ve feyizli zamanlardır.

Gecesi ibadet gündüzü oruç

Şaban ayını ve özellikle on beşinci gecesi olan Berat Gecesi’ni namaz kılarak, bol bol dua ederek, işlenen günahlar için tövbe edip halis bir şekilde, gözyaşlarıyla affedilmeyi dileyerek, kırgınlıkları unutup eş, dost, akrabaya sevgiyle, şefkatle sarılarak, ihmal edilen düşkünlere yardım elini merhametle uzatarak geçiren Müslümanlar bol bol rahmete, mağfirete kavuşacaklar.

Kaynakların belirttiğine göre Berat Gecesi’ne mahsus özel bir namaz yoktur. Gazâlî’nin rivayet ettiği yüz rek’at namazın sonradan âdet haline geldiği kaydedilmektedir. (İslâm Ansiklopedisi V, 475)

KUR’AN VE NAMAZ GECESİ

Kıblenin Mescid-i Aksâ’dan Mekke’deki Kâbe istikametine çevrilmesinin hicretin ikinci yılında, Berat Gecesi’nde vuku bulduğunu kabul eden âlimlerin olması bu geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’in buyurduğu, “Apaçık olan Kitab’a and olsun ki, biz O’nu (Kur’an’ı) mübarek bir gecede indirdik.” (ed-Duhân, 2, 3) Bu âyette geçen ‘mübarek gece’den maksadın Kadir Gecesi veya Berat Gecesi olduğu hakkında müfessirler ihtilâf etmişlerdir. Bir kısmı “Kadir Gecesi” şeklinde, bir kısmı da “Berat Gecesi” olarak tefsir etmiş ve bu gecede Kur’ân-ı Kerîm’in tamamının “levh-i mahfûz” (Allah’ın takdirinin, olmuş ve olacak şeylerin yazılı olduğu levha)dan dünya semasına indiği, Kadir Gecesi’nde de âyetlerin peyderpey yeryüzüne, Hz. Muhammed’e inmeye başladığı şeklinde yorumlamıştır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, VII, 67-69)

RABBİMİZ’E SAMİMİ OLARAK SIĞINALIM

Yüce Rabb’imizin affı ve bağışı çoktur. Kullarından O’na yönelip af ve mağfiret dileyenlerin dualarını kabul eder. Öyle ise bu gibi mübarek geceleri fırsat bilip tövbe ve istiğfar etmeliyiz. Böyle feyizli ve bereketli gecelerde bir taraftan Yüce Rabb’imize dua edip affımızı istemeli, diğer taraftan da anne ve babamızın hayır dualarını almaya, akraba, komşu ve arkadaşlarımızın gönüllerini kazanmaya ve aramızdaki insanî ilişkileri daha da güçlendirmeye çalışmalıyız. Ayrıca, aramızda dargınlık bulunan kardeşlerimizle, bu mübarek gecenin aydınlığında barışalım, düşünce ve meşrep farklılığı gözetmeden onlarla kucaklaşalım ve kırılan gönülleri onarmaya gayret edelim.

MUSTAFA AYDIN, Ailem, Sayı: 246

Yorum (0) Yorum yaz!

3 Aylar ne demektir? Bize ne anlatır?

İki Cihan Güneşi Sevgili Peygamber Efendimiz, saâdet meclisinde oturuyordu. Mescide bir esir grubu getirildi. O sırada Allah Resûlü (sas), bir kadının yana yakıla bir şeyler aradığını gördü. Kadın yakaladığı her çocuğu sinesine basıyor, kokluyor sonra bırakıyordu.

Sonra kendi yavrusunu buldu, bağrına bastı. Doyma bilmeden onu öpüyor, kokluyor, tekrar bağrına basıyordu. Allah Resûlü (sas) bu manzara karşısında iyice doldu. Hıçkıra hıçkıra ağlayarak parmağıyla yanındakilere bu kadını gösterdi ve: “Şu kadını görüyor musunuz?” dedi. Sahabe cevap verdi: “Evet Ya Rasulallah!” Allah Resûlü (sas) tekrar: “Bu kadın şu kucağındaki çocuğunu cehenneme atar mı?” diye sordu. Sahabe “Hayır ya Rasulallah!” karşılığını verdi. Ve işte bunun üzerine İki Cihan Serveri şu hikmet dolu sözleri söyledi: “Allah o kadından daha şefkatlidir, kullarını cehenneme atmak istemez.”

İşte böylesine başdöndürücü bir şefkat ve merhamete sahip olan Allahu Teala, sene içinde kulları için gönül dünyalarında adeta bir manevi hamle yapmaları adına bazı özel gün ve geceler yaratmıştır. Bu özel zaman dilimlerinde Cenab-ı Hakk’ın rahmet esintileri sağanak sağanak yağmaktadır. Şu günlerde bu zaman dilimlerinden “üç aylar”a kavuşmanın sevincini yaşıyoruz. Malum olduğu üzere halkımız arasında Arabi aylardan Recep, Şaban ve Ramazan aylarına “üç aylar” deniyor.

Ahiret ticaretinin yapıldığı kazançlı bir pazar durumunda olan üç aylar, yılda ancak bir defa açılır ve üç ay boyunca devam eder. İstifade edebilenlerin çok şey kazandığı bu pazarı kaçıranlar gelecek mevsimi beklemek zorundadır. Tabii ömürleri yeterse. Kimse yarına çıkmaya garanti veremediği gibi gelecek mevsime yetişmeyi de taahhüt edemez. Öyleyse yapılacak iş, bu mevsimi çok iyi değerlendirmek, bunun için de onu elimize geçen son fırsat olarak kabul etmek.

Üç aylar fırsat günleridir, çok bereketli bir kazanç mevsimidir. Böylesine bir koyup binler alabileceğimiz kazanç kuşağında kaybetmemek için bu günleri iyi değerlendirmeliyiz.

***

ÜÇ AYLARA HAZIR MISINIZ?

Bu günlerde müminler, birbirleri ile tebrikleşmeli, birbirlerini yemeklere çağırmalı, çocuklar sevindirilmeli, fakirlerin gönlü alınmalı, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları giderilmeli, anne-babanın, masum ihtiyarların duaları alınmalı, hasılı bu aylar daha canlı ve daha verimli yaşanmalıdır.

Bütün bu yapılanlar bir yarış havası içinde yapılırken ihlaslı yapmaya da azami dikkat gösterilmeli. Zira ihlasla yapılan küçük bir amel, ihlassız yapılan pek çok amelden üstündür. Bu sayede hem cemiyete huzur gelmiş, hem de manevi bir atmosfer meydana getirilerek, ilahi rahmetin celbine zemin hazırlanmış olur. Yapılan ibadetler, okunan Kur’anlar, Cenab-ı Hakk’a yükselen inilti ve ızdırap dolu dualar, akıtılan gözyaşları, yapılan tevbe, istiğfarlar yağmuru çeken bulutlar gibi ilahi rahmeti kendisine çeker.

İlahi rahmet, semamızı kapladığı zaman onu hayat kaynağı yağmurlar gibi lütuflar, ihsanlar, ikramlar ve hediyeler takip eder. Böylece gelen rahmet damlaları günahlarımızdan, gafletimizden dolayı kirlenen manevi hayatımızı da temizler.

Öyleyse daha ne duruyoruz. Haydi hep beraber, ilahi rahmet ve lütuflara hasret insanlar olarak başımızı okşayacak rahmet bulutlarının celbine ve onu takip edecek ilahi ihsanlara kendimizi hazırlayalım.


Bu bereketli günleri nasıl değerlendirelim?

1. Bol bol Kur’ân-ı Kerim okuyalım.

2. Peygamber Efendimiz (sas)’in şefaatini ümit ederek, O’na salât ü selâmlar getirelim.

3. Kaza veya nafile namazlar kılalım.

4. Dünyaya gönderiliş amacımızı ve gidişatımızı düşünerek tefekkürde bulunalım.

5. İşlediğimiz günahlar için bu bereketli günlerin yüzü suyu hürmetine samimi ve gönlümüzden gele gele tevbe ve istiğfarda bulunalım.

6. Bir dua listesi oluşturarak sevdiğimiz insanlara bol bol dua edelim.

7. Geceleri değerlendirerek haftanın belirli günlerinde teheccüd namazı kılalım.

8. Bu günlerde Allah Resulü’nün diğer günlere nazaran daha çok oruç tuttuğunu ve devamlı hayır yapma peşinde olduğunu görüyoruz. Biz de tutabildiğimiz kadar oruç tutmalı ve elimizdeki imkanlar nispetinde muhtaç olan insanlara maddi yardımlarda bulunarak onları sevindirmeliyiz.


Rahmetin sağanak sağanak yağdığı günler geliyor

REGAİB GECESİ
Regaib, “çokça rağbet edilen, kıymetli, değerli, ihsan” manalarına gelen Ragibe kelimesinin çoğuludur. Buna göre Regaib Gecesi denilince; “çok lütuf ve ihsan dolu, kıymetli ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece” manası anlaşılır. Halk arasında üç aylar diye meşhur olan Recep, Şaban ve Ramazan aylarından Recep ayının ilk perşembeyi cumaya bağlayan gecesi olan Regaib Gecesi, aynı zamanda Ramazan ayının da ilk habercisi olma şerefini taşımaktadır. Rahmet kapılarının ardına kadar açık olduğu bu gece gaflet içinde geçirilmemeli, bir fırsat gecesi olarak değerlendirilip ona göre hareket edilmelidir.

RECEP AYI

Üç ayların ilki olan Recep, “tazim ve tekrim olunan ay” ve “hazırlanmak” manalarına gelmektedir. Peygamber Efendimiz (sas) bu aya ulaştıklarında “Allah’ım! Receb’i ve Şaban’ı hakkımızda mübarek kıl ve bizi Ramazan’a kavuştur” diyerek dua ederlerdi. Bu ay içinde aynı zamanda Mi’rac, Berat ve Kadir Gecesi gibi mübarek zaman dilimlerinin de bir müjdecisi olan “Regaib” gecesi vardır. Regaib, pek çok ata ve ihsan” manasına gelen “Ragibe” kelimesinin çoğuludur. Bu gecede Cenab-ı Hak engin rahmetiyle tecelli edip sonsuz mağfiretiyle muamelede bulunduğu için geceye bu isim verilmiştir. Recep ayının 27. gecesi ise Mirac Kandili’dir. Mirac, kelime manası itibarıyla “merdiven”, “yükselecek yer”, “en yüksek makam” manalarına gelmektedir. Bu gecede İnsanlığın İftihar Tablosu (sas) bir mucize olarak Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya ve oradan da göklerin İlahi derinliklerine doğru pervaz edip ruhen ve bedenen Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıkmıştır.

ŞABAN AYI

Üç ayların ikincisi olan Şaban, kelime manası itibarıyla “dağılan”, “saçılan” manalarına gelmektedir. Bir rivayete göre Efendimiz (sas), Şaban ayında Ramazan için pek çok hayır dağıldığı için bu aya bu ismin verildiğini ifade etmektedir. Şaban ayı içerisinde Berat Kandili vardır. Berat kelimesi, “borçtan, isnat edilen suçtan, ruha azap veren sıkıntılardan kurtulmak” manalarına gelmektedir. Bu gecede Kur’an-ı Kerim, Levh-i Mahfuz’dan alınmış ve bir bütün halinde dünya semasına indirilmeye başlanmıştır. Bu sebeple bu gece hürmetine pek çok günah bağışlandığı için geceye Berat Gecesi denilmiştir. Yine bu ay içinde hicretin ikinci senesi Müslümanların kıblesi Mescid-i Aksa’dan Kâbe’ye çevrilmiştir.

RAMAZAN AYI

Üç ayların sonuncusu olan Ramazan ayı, on bir ayın sultanı ve ayların en faziletlisidir. Zira bu ayda Kur’an nazil olmaya başlamış ve ay boyunca oruç tutmak farz kılınmıştır. Ramazan kelimesi “kızgın taş” manasına gelen “Ramid” kelimesinden türetilmiştir. Ramazan ayı çok sıcak ve hararetli bir zaman dilimine tevafuk ettiği için ona bu isim verilmiştir. Ayrıca nasıl ki kızgın taş etrafındakini yakıp yok ederse Ramazan da kulların günahlarını yakıp mahvettiği için bu aya bu ismin verildiğini söyleyenler de olmuştur. Bazıları ise Ramazan kelimesinin “yağan yağmur” manasına gelen “ramıd” kelimesinden türetildiğini ve nasıl ki yağmurun yağması neticesinde yeryüzünün temizlenmesi gibi Ramazan ayında da günahların temizlenmesi sebebiyle bu aya bu ismin verildiğini söylemişlerdir. Kur’an’ın indirilmeye başlandığı bu ay içinde Kur’an-ı Kerim’deki ifadesiyle bin aydan daha hayırlı olan “Kadir Gecesi” vardır. Bu gece Allah’ın müminlere bahşettiği çok yüce bir ikramıdır. Ramazan’ın her gecesinin dolu dolu geçirilmesi için bu gecenin zamanı gizlenmiştir. Ancak Kadir gecesinin Ramazan’ın son on günü içinde olduğuna dair güçlü işaretler vardır.

 

ALİ DEMİREL, Ailem, sayı:240

Yorum (4) Yorum yaz!

Babalar Günü Kutlu Olsun!

Çocuğunun sevgisini her daim yüreğinde


hisseden ve bunu çocuklarına göstermesini bilen

babalarımıza ...
  


Yorum (6) Yorum yaz!

İstanbul'un Fethi

Yorum (0) Yorum yaz!

Bayramlar

Benim güzel Allah’ım

Ey siz inananlar.


Tanrınızın yarattıklarına düşmanlık mı besleyeceksiniz?



Öldürecek misiniz onları?

Yoksul mu bırakacaksınız?

Acılarına sırtınızı mı döneceksiniz?

Sadece kendi kavminiz için mi şefaat dileneceksiniz?

Kendinizi ayıracak mısınız Rabbinizin yarattığı diğer kullardan?

Dininizle, ırkınızla böbürlenecek misiniz?

Ey siz, huzursuz ruhlar... Ey siz, binlerce yıldır kendi ihtirasının dikenleriyle kanayanlar... Ey siz, fıtrattan eksikli yaratılmış olanlar...

Dinleyin.

Fırtına kuşları gibi içinde uçtuğunuz sert rüzgarlarla yorgunsunuz, günahlarınızla, hiç bitmeyen hırslarınızla yorgunsunuz, kavgalarla, düşmanlıklarla, kızgınlıklarla yorgunsunuz, avucunuzda sıktığınız bir ustura gibi sizi yaralayan bencilliklerinizle yorgunsunuz.

Rüzgarın dinmesini özlediniz.

Sessizliği ve sükûneti özlediniz.

Düşmanlarınızla ve kendinizle barışmayı özlediniz.

Daha doğduğunuz gün bir hapishane gibi kapıları üstünüze kapanan hayatın dağdağasından kurtulmayı özlediniz.

Bir lahzalık bir huzur için yakarıyorsunuz.

İçinizdeki öfkeli çığlıklar sussun, dışınızdaki insafsız dövüş naraları kesilsin istiyorsunuz.

Kasırgalardan çıkıp sakin bir vahaya konmak istiyorsunuz.

Rüzgar uğultusundan başka sesler de duymak, gözlerinize dolan o karmaşık karaltılardan başka şeyler de görmek, sükûnetin tadını çıkarmak, soluklanıp gücünüzü yeniden toplamak istiyorsunuz.

Ve, tanrı isteklerinize cevap verdi.

Ve, bayramlar bağışladı size, kendinizden ve kavgalarınızdan kurtulun diye.

Ve dedi ki, “bugün durun, bugün barışın, bugün düşmanlıklarınızı, hırslarınızı unutun, bugün kendi eksiğinizi başkalarının eksikliklerini severek tamamlayın.”

Ve, ben, Rabbimin eksikli kulları o günlerde mükemmeliyete erişip düşmanlarını sevdikleri, ruhlarını hırpalayan kasırgalardan kurtuldukları için bayramlara iman ettim.

Ve dedim ki, “hiddetine değil imanım ama şefkatine iman ediyorum.”

O, benim güzel Allahım.

O, eksik yarattığı kullarını eksiklikleriyle sevecek kudrete sahip olan.

O, kasırgaları ve vahaları yaratan.

O, imanını kaybetmiş bir adamın çocukluğunda kıldığı teravih namazlarında söylenen “salavat-ı şerif”e sesini veren.

Bayramlar, benim inançsızlığımın durduğu, dinlendiği, huzurlu vahalar.

Bayramlar, benim kaybettiğim tanrımı bulduğum büyük ve huzurlu mabetler.

Ey siz, binlerce yıldır kendi ihtiraslarıyla kanayanlar, sizlersiniz bana bayramlarda tanrımı bulduran.

Düşmanınıza gösterdiğiniz merhamet, yoksula gösterdiğiniz şefkat, muhtaca gösterdiğiniz rikkat bana tanrının varlığını gösteren.

Ruhunuzu saran huzur, sizdeki huzurla o müthiş kasırganın ani duruşu, hepimizi kucaklayan hoşgörülü sevecenlik, o temizlik kokusu beni inanmadığıma inandıran.

Bayramlar, benim tanrımın sizin mükemmeliyetinizde ortaya çıktığı muhteşem duraklar.

Ve dedi ki benim Allahım, “kendiniz için değil düşmanınız için dua edin.”

Ve dedi ki, “kendiniz için değil düşmanınız için şefaat isteyin.”

Ve dedi ki, “sizi birbirinize emanet ettim, emanetinize hıyanet etmeyin.”

Ve dedi ki, “düşmanlarınızı da benim yarattığımı unutmayın.”

Ve dedi ki, “bu menzilde öyle yüce bir merhamet gösterin ki bana inanmayanlar sizin merhametinizin ışığında görsünler beni.”

Bayramlar, dünyadaki imtihanları en zorlu geçenlerin, yoksulların, kimsesizlerin, evsizlerin, çocuğuna portakal alamayan işsizlerin, dağda ölümü bekleyenlerin, nöbet yerinde hasret çekenlerin, hastaların, gurbete çıkanların, hapistekilerin, kaderin kendilerine daha iyi davrandığı insanlar tarafından tevazuyla, ağırbaşlılıkla, şefkatle kucaklandığı duraklar.

Kendimizden yıkandığımız, kendi öfkelerimizden arındığımız, menfaatlerimize sırtımızı döndüğümüz kutsal yunaklar.

Bir ihtiyarın elini öpen genç, bir çocuğun başını okşayan adam, bir yoksulu sevindiren zengin, bu huzurlu vahanın çiçeklerini dikenler.

O davranışların her birinde ben kendi tanrımın tebessümünü görürüm.

Kullarının merhametinden sevinir benim tanrım.

Hayatın kasırgasını bunun için durdurur.

En huzursuzumuz bile böyle günlerde huzur bulur.

Bir başkasına merhametle, şefkatle, tevazuuyla uzanan her elde tanrının eli vardır ve o el değdiği her yere huzur ve güç verir.

O huzuru herkesle birlikte duyarım.

Ruhum sakinleşir.

Her gülümseyen yüzle birlikte hafiflediğimi, zincirlerimin çözüldüğünü, ihtirasların ve öfkelerin hapishanesinden azat edildiğimi hissederim.

Ve, iman ederim kendi tanrıma.

Ve, her gülümseyen yüze, her sevecen sese minnet duyarım.

Onlardır benim tanrımın dünyadaki yansıması.

Onlardır beni inandıran.

Ben her bayram iman ederim.

Ey siz, huzursuz ruhlar...

Ey siz, binlerce yıldır kendi ihtirasının dikenleriyle kanayanlar...

Ey siz, fıtrattan eksikli yaratılmış olanlar...

Dinleyin.

Sizsiniz beni Allah’a yaklaştıran.

Kendi eksikliğinizi başkalarının eksikliğini severek tamamladığınızı görmek inandırır beni tanrının varlığına.

Ve derim ki, “hiddetinden korkmuyorum ey Rabbim, şefkatin titretiyor dizlerimi.”

Ve derim ki, “bana varlığını kullarının merhametinde göster.”

Ve derim ki, “sen olmasaydın da onlar böyle kötü olabilirlerdi ama sensiz iyi olamazlardı, onların iyiliklerini göster bana.”

Ve derim ki, “senin adına kötülük edenler varken nasıl inanacağım sana.”

Ve derim ki, “senin cennetini istemiyorum ey tanrım, bütün istediğim seni tebessüm ettirecek bir iyilik yapma gücü, onu ver bana.”

Ve, bayramlarda benim tanrım bana kullarının iyi yanlarını gösterir.

Birbirine sarılan her düşmanla ben imana doğru bir adım atarım.

Huzur bulan her ruhla biraz daha inanırım.

Sizi, bir mükemmeliyete doğru yürüyün, ruhunuzun eksikliğini kendiniz tamamlayın ve böylece O’nun kendi başına mükemmeliyete ulaşabilecek canlılar yaratabildiğini gösterin diye eksik yaratan tanrı, bu ıstıraplı yürüyüşte durup dinlenebileceğiniz menziller yaptı size.

O menzillerde durun.

Durun ve eksik yanlarınızın tamamlanmasını bekleyin.

Sahip olduklarınız, sizin eksikleriniz.

Öfkeleriniz, düşmanlıklarınız, hırslarınız, kıskançlıklarınız, hasetleriniz, böbürlenmeleriniz.

Onlardan kurtuldukça tamamlanacaksınız.

Ve, bayramlar tamamlanma vakitleri.

Ey siz inananlar...

Tanrınızın yarattıklarına düşmanlık mı besleyeceksiniz?

Öldürecek misiniz onları?

Yoksul mu bırakacaksınız?

Acılarına sırtınızı mı döneceksiniz?

Sadece kendi kavminiz için mi şefaat dileneceksiniz?

Kendinizi ayıracak mısınız Rabbinizin yarattığı diğer kullardan?

Dininizle, ırkınızla böbürlenecek misiniz?

Onun yarattığı kulları sevmeden tanrınızı nasıl seveceksiniz?

O benim güzel Allahım.

Görür içinizdeki kötülükleri.

Düşmanlıklarınızı görür.

Bir kulunun bir kuluna ettiği kötülük üzmez mi onu?

Ey siz inananlar...

Siz korkmaz mısınız onu üzmekten?

Onun üzülmesinden üzülmez misiniz?

Bayramlar, sadece birbirinizi değil, tanrınızı da sevindirme vakitleri.

Onu sevindirdiğinizde, onun da tebessüm ettiğini imanla görürüm.

Ve der ki, “hepinizi eksikli yarattım, birbirinizin eksiğini hor görmeyin.”

Ve der ki, “hepiniz benimsiniz, benim olana kötülük etmeyin.”

Ve der ki, “her bir kulum eksiğini, bir başka kulumun eksiğini hoş görerek tamamlar.”

Ve der ki, “düşmanlarınız da benim kullarım, onlar için dua edin.”

Ve der ki, “merhametim hiddetimden fazladır, sizin de merhametiniz hiddetinizden fazla olsun.”

Ve, bayramlar eksikli kulların merhametle huzur bulduğu zamanlardır.

O huzurda görürüm ben onu.

Benim güzel Allahım.

Öyle kullar yaratır ki, inançsızları merhametleriyle inandırırlar.

Ben her bayram inanırım.

Onun yarattığı kulların şefkati beni yaklaştırır ona.

Ve derim ki, “hiddetinden korkmuyorum ey tanrım, şefkatin titretiyor dizlerimi.”

Ve derim ki, “sana her bayram inanıyorsam ey tanrım, bu, her bayram senin kullarının şefkatine inandığımdandır.”

 

Ahmet ALTAN, Hürriyet, 22 Ekim 2006 Pazar

Yorum (0) Yorum yaz!

Hicri Yılbaşınız Kutlu Olsun!

Bugün: 1 Muharrem 1428 (20 Ocak 2007)
HİCRİ YILBAŞINIZ KUTLU OLSUN!
Halkımızın bu yılbaşımız hakkında bilincinin zayıflığının kısaca arka planı ve Miladi yılbaşı ile ilgili yazım için TIKLAYIN


HİCRİ TAKVİM

Hicri Takvimi Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicretini başlangıç kabul eden ve ayın dünya çevresinde dolanımını esas alan bir takvim sistemidir. Hicri Takvim; Hicri Semsi ve Hicri Kameri Takvim olmak üzere ikiye ayrılır:

Hz. Peygamber, Safer ayinin 27.günü Hz. Ebubekir ile birlikte Medine’ye hicret etmek üzere Mekke’den ayrılmış, 4 gece Sevr Mağarası’nda kalmış. 1 Rebiülevvel Pazartesi günü Sevr Mağarasından Medine’ye doğru yola çıkmışlardır. 8 Rebiülevvel-20 Eylül 622 Pazartesi günü Küba köyü’ne gelmiş. Burada Küba Mescidi’ni inşa etmiş ve 12 Rebiülevvel Cuma günü Medine’ye doğru hareket etmişlerdir.

1. Hz. Peygamberin Küba’ya geliş günü olan 20 Eylül 622 tarihini, Hicri sene başlangıcı olarak kabul eden ve dünyanın güneş etrafındaki dolanımını esas alan Takvim sistemine Hicr-i Semsi Takvim denilmektedir.

2. İslamiyet’ten önce, her önemli olay tarih başlangıcı olarak kabul edilirmiş. En son Fil Vakası da takvim başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Bu uygulamada seneler, her önemli olaya göre sayılarak geldiğinden birçok karışıklıklara sebep oluyordu. Hz. Ömer zamanında Hicretin 17. yılında alınan bir kararla Hicretin olduğu sene Hicri Takvimin 1. yılı ve o yılın Muharrem ayı da Hicri Kameri takvimin yılbaşı kabul edilmek suretiyle, o yıl 1 Muharrem’in rastladığı 16 Temmuz 622 tarihi de Hicri Kameri Takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Biz bunu Hicri Kameri Takvim değil Hicri Takvim olarak bilmekteyiz.

 

Hicri Kameri Takvimde Aylar

1.      Muharrem

2.      Safer

3.      Rebiülevvel

4.      Rebiülahir

5.      Cemaziyelevvel

6.      Cemaziyelahir

7.      Recep

8.      Saban

9.      Ramazan

10.  Şevval

11.  Zilkade

12.  Zilhicce  

 

Hicri takvimlerde, miladi takvimlerde olduğu gibi artık yıllar mevcuttur. 30 yılda yaklaşık 11 günlük bir gerileme yapmaktadır. Bu gerilemeyi düzeltmek için 30 yıllık dönemlerin 2, 5, 7, 10, 13, 15, 18, 21, 24, 26 ve 29 yılları 355 gün, diğer yıllar ise 354 gündür.

Ay, dünya etrafında 12 defa döndüğü zaman bir Kameri sene olur ve 354.367 gün veya 354 gün 8 saat 48 dakika 34.68 saniyedir. Dünya, güneş etrafında 1 defa döndüğü zaman da bir Miladi sene olur ve 365.2422 gündür.

Hicri yıl miladi yıldan (365.2422 - 354.367 =) 10.8752 gün daha kısa olduğundan aylar bazen 29. bazen de 30 gün çekmektedir.


HİCRİ YILIN MİLADİ YILA ÇEVRİLMESİ

Hicri yılı 33’e bölünüz                                1420 : 33 = 43.03 (=43)

Çıkan sayıyı hicri yıldan çıkarınız                1420 - 43 = 1377 (1.sayı)

1.çıkan sayıyı 622 ile toplayınız.                 1377 + 622 = 1999

 

MİLADİ YILIN HİCRİ YILA ÇEVRİLMESİ

Miladi yıldan 621 rakamını çıkarınız           1999 - 621= 1378 (2.sayı)

(2.sayı) çıkan sayıyı 33’e bölünüz              1378  : 33 = 41.75 (=42)

Bölümü 2.çıkan sayı ile toplayınız               1378 + 42 = 1420

 

Hicri sene, Miladi seneye göre her yıl 10-11 gün evvel, başlamaktadır. Hicri Kameri takvim her 33 senede tam bir devir yaparak senenin bütün günlerinde oruç tutulmaktadır.

 

Kaynak: http://www.diyanet.gov.tr/turkish/vakithes_hicri.asp

Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa »


Bir Hurafe: İbretlik Resimler ve Hz. İsa Görünümlü Ağaç


Duam: Çocuklar Ölmesin!
Tıklayın, duama siz de katılın