Din Ahlak Eğitim Siteleri Dini100.Net İslami Siteler Birliği Bedava100.Net -Kültür ve Sanat Siteleri
İslami Siteler
islami sohbet


Din ve Kültür


Kıyıdan Topladıklarım


Körfez İgsaş İÖO Fotoğrafçılık Kulübü






Sağ sütundaki Veli Bilgilendirme Sistemi yazısı tıklanarak notlar öğrenilebilir.
Hafta hafta işlenen konularımızı takip ederek her zaman dersimize hazırlıklı olmak isteyen
öğrencilerimiz de Bu Haftaki Dersimiz yazısına tıklamalıdırlar.

Kaygının Azı Yarar, Çoğu Zarar

Kaygının Azı Yarar, Çoğu Zarar


Siz de SBS, YGS ve LYS sınavlarına mı hazırlanıyorsunuz? Sınav gününü hatırlayınca heyecanlanıp sınavda başarılı olamamaktan mı endişe ediyorsunuz?

Kaygı da öfke, mutluluk, sevinç, korku gibi hayata uyumumuzu sağlayan duygularımızdandır. Ölçülü olduğu takdirde, gizli güç kaynaklarımızı ortaya çıkarır. Bunun için kişinin hedefi ile mevcut imkânları, bilgi beceri ve yeteneklerinin birbiriyle uyumlu olması gerekir. Kaygı ile birlikte, "başaracak potansiyelim var, elimden geleni yapmalıyım" olumlu düşüncesi ile duyulan tatlı bir heyecanla vücutta adrenalin ve serotonin (mutluluk hormonu) gibi hormonlar salgılanarak motivasyon artar.

Bununla beraber kaygı, aşırı olduğunda dikkat dağılmasına yol açıp başarıyı düşürür.

Bütün sınavlar aynı değildir ve bazıları kişiyi zorlar. Kişi sürekli önceki sınavlardan yüksek kaygı duyduğu zamanları hatırlayıp "Ya sınav kaygısından cevapları unutursam veya karıştırırsam, ya kontrolümü kaybeder sınavdan çıkmak zorunda kalırsam" şeklinde düşünürse ortaya çıkan aşırı kaygı, istem dışı çalışan sinir sistemini olumsuz şekilde etkiler. Kan basıncı, kalp atışı, solunum sayısında artma, kan şekeri yükselmesi, mide bağırsak hareketlerinde artış, ağız kuruluğu, göz bebeklerinde genişleme, titreme, dişlerin ve yumrukların sıkılması, terleme, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, güçsüzlük gibi belirtiler ortaya çıkar. Ruhsal yapıya yansıması ise şaşkınlık, korku, panik, takıntılı düşünceler vb.dir. Uzun sürdüğü takdirde profesyonel destek gerekir. Hiçbir öğrenci, yıllardır hazırlandığı sınavda sadece duygu ve düşüncelerini kontrol altına alamadığı için başarısız olmak istemez.

Kaygılarımızı nasıl kontrol altına alabiliriz?

Gevşemeyi öğrenin: Doğru nefesle birlikte gevşemeyi öğrenmek kaygıyı kontrol altına almanızı kolaylaştırır. Birçok kişi kaygılı olduğunda neredeyse nefes almayı unutur, kasları bilhassa boyun, omuz, göğüs ve bel kasları gerginleşir. Doğru şekilde alınan nefes, gerginliklerinizi azaltır.

Sağlığınıza önem verin; Uykunuzun düzenli, beslenmenizin çeşitli ve dengeli olmasına dikkat edin. Çay, kahve, kola gibi kafein içeren içecekleri, şeker içeren yiyecekleri ölçülü tüketin. Daha çok taze veya kuru meyveyi tercih edin. Günde en az 8 bardak su için. Yaşınıza uygun spor yapın. Zira spor, biriken toksinleri de atmaya yardımcı olur ve zihinsel gücü artırır.

Olumsuz düşünceleri engelleyin: Mükemmeliyetçi kişiler hata yaptıklarında bunu genelleyerek hep hata yapacakları kaygısı duyarlar. Sürekli kaygı ise stres hormonlarının salgılanmasına yol açar. Bu da çalışma isteğini ve performansı azaltır.

Olumlu düşünceler üretin: Yapabildiklerinizi görün ve başarılı olduğunuz sınavları hatırlayın. Olumlu düşünmek kaygıyı düşürdüğünden motivasyon ve başarıyı yükseltir. Olumlu düşünme gayret ve çalışma ile ilişkili ve gerçekçi olmalıdır.

Doğal güzelliklere vakit ayırın: Sadece ders çalışmak aşırı yorgunluğa yol açıp stresi artırır. Hafıza bantlarınızı güzelliklerle dolduracak şekilde doğal ortamlarda bulunun. Güzel manzaraların, güzel kokuların, su sesi, kuş sesi gibi güzel seslerin; kişinin gevşeyip dinlenmesine, olumlu düşünceler üretmesine ve stresin gereken seviyede tutulmasına yardımcı olan etkileri vardır.

Şimdiyi düşünün: Her şeyden önce zihninizi canlı tutmaya önem verin. Zihinsel rahatlık ve bedensel huzur başarınızı artırır. Geçmişte yapamadıklarınızı ve gelecekte olabilecekleri (kazanmazsanız anne-babanızın üzülmesi vb.) düşünmek yerine içinde bulunduğunuz süreçlere ve neler yapabileceğinize odaklanın.

Kendinizi değerlendirin: Bir an yarın sınav varmış gibi düşünün. Önünüzde birkaç ay olsa da her geçen gün sizi sınava biraz daha yaklaştırdığından her güne önem verin ve yapabileceklerinizi ertelemeyin. Bildiğiniz konuların hepsini birden hatırlayamazsınız. Ne kadar yeterli öğrendiğinizi ancak farklı soruları çözerken anlarsınız. Hızlı bir tarama, az çalıştığınız konuları da hatırlamanızı kolaylaştırır.

Sınavda güzel sürprizler olabilir: İyi kavrayamadığınız konularda da size kolay gelen sorular çıkacaktır. Sınav esnasında bu soruları gözden kaçırmayıp sevinçle cevaplandırmaya hazır olun. Kaygısını kontrol edebilen ve sadece yapabildiklerine odaklanan kişiler sınav günü maksimum seviyede performans göstermektedir.

Farika Teymur Artır, Uzman Psikolog, 08/12/2009, http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=924559&title=kayginin-azi-yarar-cogu-zarar

Yorum (yok) Yorum yaz!

Hazırlanın gidiyoruz...

    Ölüyü üç şey tâkib eder:

"Ölüyü üç şey tâkib eder. Âilesi, malı, ameli, Bunlardan ikisi geri gelir, biri kalır. Âilesi ve malı geri gelir. Ameli yanında kalır." Buhari, Müslim


Yorum (yok) Yorum yaz!

Haydi Öğretmenlerim, Sempozyuma!

Image

Yorum (yok) Yorum yaz!

Ünite Çalışma Soruları

Sorular için aşağıdaki sınıflarda yer alan ünitelere tıklayın.

 

4. SINIF: 1. Ünite, 2. Ünite, 3. Ünite, 4. Ünite, 5. Ünite, 6. Ünite

5. SINIF: 1. Ünite, 2. Ünite, 3. Ünite, 4. Ünite, 5. Ünite, 6. Ünite

6. SINIF: 1. Ünite, 2. Ünite, 3. Ünite, 4. Ünite, 5. Ünite, 6. Ünite

7. SINIF: 1. Ünite, 2. Ünite, 3. Ünite, 4. Ünite, 5. Ünite, 6. Ünite

8. SINIF: 1. Ünite, 2. Ünite, 3. Ünite, 4. Ünite, 5. Ünite, 6. Ünite

 

Burada yer alan sorular, derslerde işlenen ünite konularını hatırlatmak ve yazılı sınavlara hazırlanırken klasik sorulara örnekler vererek çalışmalarınıza yol göstermek içindir. Lütfen yorumlarınızda “bu soruların cevapları niye yok” diye gereksiz yazılar yazmayınız. Sorulara cevap arayanların derslerde işlenen konuları hatırlamak için ders kitap ve defterlerine bakmalarını ve ayrıca sitemizde yer alan yazı ve site adreslerinde sorulara cevaplar aramalarını bekler, hepinize başarılar dilerim.

Yorum (1) Yorum yaz!

"Kaza ve Kader" Ünitesiyle İlgili Sorular

1.      Her şeyin bir ölçüye göre yaratılması ne demektir?

2.      Her şeyin bir ölçüye göre yaratıldığına örnekler veriniz.

3.      Her şeyin bir ölçüye göre yaratılmasının insana sağladığı yararlar nelerdir?

4.      İslam inancına göre kader ve kaza ne demektir?

5.      Kader kavramını tek kelime ile ifade edecek olursak onu anlatacak kelime nedir?

6.      Evrenin yasaları nelerdir?

7.      Yasa nedir? Yasaların sahip olduğu özellikleri yazınız.

8.      Fiziksel yasa neye nedir? Evrende hangi fiziksel yasalar vardır? Örnekler veriniz.

9.      Fiziksel yasalar ile evrenin düzeni arasındaki ilişki nedir? Açıklayınız.

10. Fiziksel yasalar evrende yaşama ortamını nasıl oluşturur? Açıklayınız.

11. Fiziksel yasalar, insan hayatını nasıl etkilemektedir? Açıklayınız.

12. Fiziksel yasaları araştıran bilim dallarına örnekler veriniz.

13. Biyolojik yasa ne demektir? Örneklerle açıklayınız.

14. Biyolojik yasaları araştıran bilim dallarına örnekler veriniz.

15. Evrenin fiziksel yasalarıyla biyolojik yasaları arasında nasıl bir ilişki vardır?

16. Biyolojik yasalarla insanın ilişkisi nasıldır?

17. Toplumsal yasa ne demektir?

18. Toplumsal yasaları araştıran bilim dalları nelerdir? Tanımlarıyla beraber…

19. Toplumsal yasalara örnekler veriniz.

20. Adalet nedir? Toplumda adalet nasıl sağlanır? …korunur?

21. Savaşlar niçin çıkmaktadır?

22. Barışın sağlanması ne ile olur?

23. Nasıl bir “iş sahibi” olunur? İşsizlik niçin toplumda artmaktadır?

24. Malların fiyatları nasıl oluşmaktadır? Fiyatların artması veya inmesi nasıl olur?

25. Toplumsal kriz ve ekonomik krizler nasıl neden çıkar?

26. Evlilikler ve boşanmalar neden ve nasıl gerçekleşmektedir?

27. Arkadaşlık ve dostluk ilişkilerinin sürdürülmesi nelere bağlıdır?

28. Mimari eserler niçin yapılmaktadır? Mimari eserler hangi sosyal ihtiyaçlardan ortaya çıkmıştır?

29.   Zekât ibadeti, insanların hangi sosyal ihtiyaçlarına yönelik emredilmiştir? (Konuyla ilgili bazı toplumsal olgular: Fakirlik, zenginlik, yardımlaşma, paylaşma, cimrilik, cömertlik, sosyal denge, sosyal barış…)

30. Toplumsal yasaları nasıl öğreniyoruz?

31. Toplumsal yasaları öğrenmede gazete ve dergi okumanın, televizyon izlemenin rolü nedir?

32. Toplumsal yasalara uymak insanlara ne kazandırır?

33. Toplumsal yasaları dikkate almamak ne gibi olumsuzluklara neden olur?

34. Toplumsal yasalara uymakla başarı ve mutluluğa ulaşma arasındaki ilişki nedir?

35. Trafik kuralları da bir toplumsal yasa mıdır? Niçin? Açıklayınız.

36. Kaderin toplumsal yasalarla ilişkisi nedir?

37. Toplumsal yasalara uymak insanlara ne kazandırır?

38. Toplumsal yasaları dikkate almamak ne gibi olumsuzluklara neden olur?

39. Kader ve kazanın evrensel yasalarla ilişkisini açıklayınız.

40. İrade nedir?

41. İnsanın iradesinde olan ve olmayan şeyler nelerdir? Örnekler veriniz.

42. “Külli irade” ve “cüzi irade” nedir? Açıklayınız.

43. Özgürlük nedir? Açıklayınız.

44. Özgürlük, niçin sorumluluğu gerektirir?

45. İnsanın özgürlüğü oranında sorumlu olması ne demektir? Açıklayınız.

46. İbadetlerin geçerli olabilmesinde özgür olma şartı niye aranır?

47. İnsanın kaderi ile özgürlüğü ve sorumluluğu arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

48. Rızık nedir?

49. Kuranıkerim’de yer alan “Yeryüzünde yaşayan her canlının rızkı, yalnızca Allah’ın üzerinedir.” (Hud, 6) mealindeki ayet ne anlama gelmektedir?

50. İnsan için ancak çalıştığının karşılığının olması ne demektir? Açıklayınız.

51. “Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası,

  Dostunun yüz karası, düşmanının maskarası!”  sözleriyle M. Âkif ERSOY bizlere ne mesaj vermektedir?

52. Ecel ve ömür ne demektir?

53. Her şeyin bir sonunun olması ne anlama gelmektedir? Açıklayınız.

54. Hayatın sonlu olduğunun bilinmesi, insan davranışlarını nasıl etkiler?

55. Tevekkül ne demektir? Doğru bir tevekkül ile yanlış bir tevekkül anlayışını karşılaştırarak açıklayınız.

56. Kader, rızk, tevekkül ve insanın sorumluluğu ile çalışma arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

57. Doğru bir kader anlayışını yanlış anlayışlarla karşılaştırarak anlatınız.

58. Bir “trafik kazası” olayı üzerinden insanın kaderini, doğru bir kader anlayışıyla anlatınız.

59. Ayetelkürsi Kuranıkerim’in hangi suresinin hangi ayetidir?

60. Ayetelkürsi’yi yazınız.

61. Ayetelkürsi’nin anlamını yazınız.

62. Ayetelkürsi’de hangi konularda bilgiler verilmektedir?

63. Ayetelkürsi’ye adını veren “kürsü” ne demektir?

64. Ayetelkürsi’de geçen şefaat kavramı hakkında bilgi veriniz.


      Burada yer alan sorular, derslerde işlenen ünite konularını hatırlatmak ve yazılı sınavlara hazırlanırken klasik sorulara örnekler vererek çalışmalarınıza yol göstermek içindir. Lütfen yorumlarınızda “bu soruların cevapları niye yok” diye gereksiz yazılar yazmayınız. Sorulara cevap arayanların derslerde işlenen konuları hatırlamak için ders kitap ve defterlerine bakmalarını ve ayrıca sitemizde yer alan yazı ve site adreslerinde sorulara cevaplar aramalarını bekler, hepinize başarılar dilerim.

Yorum (yok) Yorum yaz!

I. Dönem Yazılı Sınav Tarihleri

İgsaş İlköğretim Okulu’nda

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi

 I. Dönem Yazılı Sınav Tarihleri

 

1.      Yazılı Sınav Tarihleri
6A, 6B, 6C = 16/11/2009 Pazartesi Günü

7A, 7B, 7C =
18/11/2009 Çarşamba Günü

8A, 8B, 8C =
17/11/2009 Salı Günü

Performans Görevleri:
Verilen görev kâğıtlarında yazıldığı gibidir.

7A, 7B, 7C = En Son Teslim Tarihi: 26/11/2009 Perşembe Günü

Önemli Hatırlatma!

Öğrenci yazılı sınava gününde girmediğinde, proje ve performans görevini zamanında yaparak teslim etmediğinde, yeniden sınav olabilmek ve daha sonra proje ve performans görevini yerine getirebilmek için velisinin yazılı olarak idareye bildireceği mazeretinin kabul edilmiş olması gerekir. Bunun dışında öğrenci o sınav ve görevinden not alamaz. Yani 0 “sıfır” not alır.

Yorum (2) Yorum yaz!

Ayetelkürsi ve Anlamı

 OKUNUŞU: Allahu Lâ ilâhe illâ hüvel Hayyul Kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün velâ nevm. Lehû mâ fi ssemâvâti ve mâ fil ard Menzellezî yeşfe’u ındehû illâ bi iznih Ya’lemü mâ beyne eydîhim ve mâ halfehüm Ve lâ yuhîtûne bişey’in min ılmihî illâ bimâşâe. Vesi’a kürsiyyühüs semâvâti vel arda Velâ ye’ûdühû hıfzuhümâ Ve hüvel aliyyül azîm

 ANLAMI: Allah, O’ndan başka ilâh yoktur. Diridir.  Her şeyi idare eden yönetendir. O’nu ne uyuklama tutar ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını da yapacaklarını bilir. O dilemedikçe insanlar O’nun ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun Kürsüsü (Hakimiyeti) gökleri ve yeri içine alır. Onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, Yücedir, büyüktür.

  DİNLEYİN:

AYETÜ'L-KÜRSÎ

Bakara suresinin ikiyüzellibeşinci ayeti. Ayette geçen kürsî tabirinden dolayı bu ismi almıştır. Kur'an-ı Kerîm'in bütünü içinde ayrı bir fazîleti olan bu ayet hakkında Resulullah'tan bazı hadisler nakledilmiştir.

Muhammed b. İsâ'dan nakledildiğine göre İbnü'l-Aska' şöyle der:

"Adamın biri Hz. Peygamber'e gelip Kur'an'ın en faziletli ayeti hangisidir?' diye sordu. Resulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: Âllah'u Lâilâhe illâ huve'l-Hayyu'l-Kayyûm... " (Müslim, Müsafirîn, 258; Ebû Dâvûd, el-Huruf ve'l-Kiraa, 35; İbn Hanbel, V, 142). Başka bir hadiste de: "Kur'an'ın en faziletli ayeti Bakara suresindeki Âyetü'l-Kürsi'dir. Bu ayet bir evde okunduğu zaman Şeytan oradan uzaklaşır. " (Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'an, 2)

Resulullah (s.a.s.) bir defa Ka'b oğlu Ubey'e, ezberinde olan ayetlerden hangisinin daha yüce olduğunu sormuş, "Allah ve Resulu daha iyi bilir" cevabını alınca, soruyu tekrar etmiş, bunun üzerine Ubey, bildiği en yüce ayetin "Allahu lâ ilâhe illâhüve'l-Hayyu'l-Kayyûm" olduğunu söylemiştir. Resulullah (s.a.s.) aldığı cevaptan memnun olarak Ubey'in göğsüne vurarak Ey Ebû Münzir! İlim sana kutlu olsun. " buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Vitir,17) Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.s.) "Âyetü'l-Kürsî Kur'ân âyetlerinin şahıdır" buyurmuştur. (Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'an, 2)

Bu ayet-i kerîmede Cenâb-ı Allah'ın yüceliği, sıfatları, kâinatta meydana gelen büyük olayların tamamen onun iradesi doğrultusunda vukû bulduğu, onun isteği ve izni olmadan hiç bir kimsenin başkasına şefaat edemeyeceği, O'nun kürsüsü, göklerde ve yerdekilerin ona ait olduğu hakkında bilgi verilmektedir. Meâli şöyledir:

Allah (İbadete en lâyık olandır), Ondan başka ilâh yoktur. Diridir (ezeli ve ebedîdir), Kayyumdur (yaratıkların bütün işlerini düzenleyicidir. Yaratmada, rızık vermede mahlûkâtın yegane sahip ve hâkimi olup her şey onun sayesinde ayakla durur) Onu ne bir uyuklama alır, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur. O'nun izni olmaksızın yanında kim şefaat edebilir? O, (bütün yaratılmışların) önlerindekini (dünyadaki bütün yaptıklarını, açıklaytp gizlediklerini), arkalarındakini (Ahirette olacak Şeyi) bilir. Onun ilminden, kendisinin dilediğinden başka hiçbir şeyi kavrayamazlar. O'nun kürsüsü (ilmi) gökleri ve yeri kuşatmıştır. Ve onların (göklerin ve yerin) korunması O'na ağır gelmez. O, çok yüce çok büyüktür. "

Ahmed AĞIRAKÇA

KÜRSÎ

Taht. Kök anlamıyla üst üste katlanmayı, bir araya toplanmayı belirtir. Belli parçaların bir araya toplanmasından, üst üste eklenmesinden oluştukları için sandalye, koltuk, taht gibi üzerine oturulacak eşyaya kürsi denilmiştir. Mecâzî olarak da ilim, güç, egemenlik, sultan gibi anlamları dile getirir. Kur'an'da Allah'ın da bir kürsisi olduğu, bu kürsinin gökleri ve yeri içine aldığı belirtilir (el-Bakara, 2/255). Sözkonusu âyet bu özelliği nedeniyle Kürsi Âyeti (Âyetü'l-Kürsi *) olarak adlandırılır.

Allah'ın kürsisinin mahiyeti hakkında Kur'an'da bilgi verilmez. Hz. Peygamber (s.a.s)'den gelen rivayetlerde de bu konuda bir açıklama yoktur. Taberî'nin kaydettiği bir hadise göre yedi gök kürsi içinde bir kalkan içine atılmış yedi dirhem gibi kalır. Ebu Zer'in rivayet ettiği bir hadis de Kürsi'nin arş karşısındaki durumunu belirler: "Arş içinde Kürsi, yeryüzünde bir çölün içine atılmış demir bir halka (yüzük) kadardır" (İbn Kesir, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azım, I, 309).

Ayetü'l-Kürsi'de sözkonusu edilen Allah'ın Kürsisi'ne müfessirlerce getirilen yorumlar başlıca dört görüş çevresinde toplanır. Râzi'nin özetlediği (Tefsir-i Kebir, Ankara, 1989, c.5, s.420-421) görüşlerden birincisine göre Kürsi, gökleri ve yeri kaplayan büyük bir cisimdir. Bu görüştekilerden Hasan el-Basri ayrıca Kürsi'nin Arş ile aynı şey olduğunu söyler. Ona göre üzerine oturulması nedeniyle tahta bazen arş, bazen de kürsi denmektedir. Bazı bilginler Hasan el-Basri'ye karşı çıkarak kürsi ile arşın ayrı şeyler olduğunu savunurlar. Bunlardan bazıları Kürsî'nin Arş'ın altında, yedinci semanın üstünde olduğunu söylerken, İmam Süddî'nin de içinde olduğu diğerleri yerin altında bulunduğu görüşünü öne sürerler. Said İbn Cübeyr'in rivayet ettiğine göre ibn Abbâs Kürsî'nin Allah'ın ayakların koyduğu yer olduğunu söylemiştir.

İkinci görüş Kürsi'yi Allah'ın hükümranlığı, kudreti ve mülkü olarak yorumlar. Kürsi'nin cisimliğini redde yönelik bu görüşe göre ulûhiyyet (tanrılık) ancak kudretle olur ve oturulan yere kürsî dendiği gibi bazan üzerine oturana da kürsi adı verilir. Bu nedenle Allah'ın Kürsi'si O'nun hükümranlığına, dolayısıyla kendisine işarettir.

Üçüncü görüşe göre: Kürsi Allah'ın ilmidir. İlim, âlimin dayandığı şey olması bakımından kürsi olarak adlandırılır. Kendisine güvenilen, dayanılan âlimlere de kürsiler (kerasi) denilir. Bu nedenle âyetteki Kürsi Allah'ın ilmini ifade etmektedir.

Kürsi'nin Allah'ın büyüklüğünü, ululuğunu dile getirdiği yolundaki yorum dördüncü görüşü oluşturur. Keffâl'in diğerlerine yeğlediği bu görüşe göre Allah, büyüklüğünü anlatmak için insanların kolayca anlayabileceği benzetmeler yapar. Allah'ın evi (Beytullah, Kâbe), Allah'ın eli (Yed'ullah, Hacerü'l-Esved) gibi deyimler de aynı amaçla kullanılır. Bunları maddi anlamlarıyla anlamak doğru değildir ve kişiyi tecsim (Allah'ı cisim gibi düşünme) ve teşbih (Allah'ı insana benzetme) yanlışına götürür.

Müfessirlere göre Kürsi konusunda nassa dayalı bir delil olmadıkça te'vile gitmek doğru değildir. Bu nedenle Kürsi'ye ilişkin âyetin açık anlamına uygun ilk görüşün doğru kabul edilmesi gerekir. Ancak bu görüşten yola çıkarak Allah'ın cisim olduğu, insanlara benzediği gibi bir sonuca varmaktan da sakınmak gerekir.

Ahmet ÖZALP

ŞEFÂAT

Bir kimsenin bağışlanmasını istemek; bir kimseden, başka bir kimse için iyilik yapmasını ve zarardan vazgeçmesini rica etmek; yardım etmek; başkası hesabına yalvarmak, rica etmek; birinin önüne düşüp işinin görülmesi için dua ve niyazda bulunmak. Şefâat edene eş-şâfi', eş-şefi (başkası lehine taleb eden) denilir.

Bu ayette şefâat; aracı olmak, yardım etmek ve öncülük etmek anlamlarına gelir: "Kim güzel bir şefâatla (hayır ve iyiliklere aracı, vasıta olmakla) şefâat ederse, bundan kendisine bir sevab (hisse) vardır. Kim de kötü bir şefâatle (kötülüğe delil olmak ve yardım etmekle veya kötülük çığırını açmakla) şefâatde bulunursa, ondan kendisine bir günah payı vardır. Allah her şeye kadirdir" (en-Nisâ, 4/85) .

Şefâat-ı hasene, iman edip Allah'ın ve kullarının haklarına riayetle beraber, mü'minlerin iyiliği için uğraşmak, onları kötülüklerden ve zararlardan korumaya çalışmaktır. Şefaat-ı seyyie, mü'minlerin ve insanların zarara uğramaları ve kötülüklere düşmeleri için çalışmak ve kötülük çığırları açmaktır. Hangi hususta olursa olsun, bir insan, menfaat sağlayıp zarara uğramasını engelleme yolunda sırf Allah rızası için şefâatta bulunana dünyada ve ahirette bundan nasib ve ecir vardır. Kötülüğe ve zararlara sebeb olanın da bu şefâat-ı seyyienin vebal ve günahından nasibi vardır.

Ahiretteki şefâate gelince, dünyada işlenen bazı günahların âhirette cezalandırılmasından vazgeçilmesi için talebte bulunmak, aracı olmak ve bunun için dua etmektir. Şu halde şefâat, bir mü'minin günahlarının bağışlanması için Allah'a dua edip yalvarmaktır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), "Her Peygamberin bir duası vardır. Ben ise, inşaallah duamı kıyamet gününde ümmetime şefâat etmek için saklamak istiyorum" buyurmuştur (Buhârî, Daavât, I; Tevhid, 31; Müslim, Nşr. M. Fuâd Abdulbaki, İman, 86).

Ahirette, kendilerine şefâat izni verilen her şefi'in şefâatının sınırı, Allah katındaki yakınlığı ve derecesi nisbetinde nail olacağı izin ve imkânın şâmil olduğu günahkâr mü'minler ile mütenasibtir. Şefâat olunacak mü'minlerin de şefâat edilmeye lâyık olmaları şarttır.

Allah'ın, kullarından faziletli birisinin diğer bir mü'min için hayır isteğine icabet ederek bundan bir zararı gidermesi, yahut onun günahlarını affetmesi, insanlara sonsuz nimet ve lütuflarının bir kısmıdır. Mü'minin, mü'min kardeşinin günahlarının affı için duası Allah katında ona şefâatı türündendir. Allah katında hayırlı bir kulun bu duası ister dünyada iken sağ olan mü'min için olsun, ister ölmüş mü'min için olsun yahud âhirette meydana gelsin aynıdır. Dünyada iken Hz. Peygamber (s.a.s.)'in mü'minlere duası, onlara bir çeşit şefâatidir. O daha bu dünyada hayatta iken mü'minlere dua ederek şefâatta bulunmuştur. Nitekim Hz. Âişe (r.an)'nın naklettiğine göre, Rasûlüllah (s.a.s.) çok defa geceleri yatağından kalkar, mü'min ölülere Allah'tan mağfiret istemek için "Bakîu'l-Ğarkad" mezarlığına giderdi (Müslim, Cenaiz, 35).

Yüce Allah'ın kendi yanında mukarreb ve derecesi yüksek bir kulunun diğeri hakkında şefâatını -birine kendi katında itibarı olduğunu göstererek ikram için, ötekine zayıf ve muhtaç olduğundan rahmet olarak- kabul etmesine aklen hiçbir engel yoktur. Allah'ın âhirette, peygamberlerine ve râzı olduğu bir takım zatlara şefâat etmeleri için müsaade etmesi, kendisinin bileceği adalet ve lütuf kanununa dahil olan hikmetindendir. Uhdesinde kul hakları bulunanlar hariç, günahkâr mü'minleri Allah Teâlâ'nın, Lütuf ve fazlıyla affetmesi caiz olunca, peygamberler, mukareb ve iyi kimselerden birinin şefâatına mazhariyetleri halinde bunların Allah'ın mağfiretine nail olmaları da mümkündür.

Ahirette şefâatın olacağı Kitab ve sünnetle sabittir:

Peygamber, velî, şehid ve bildikleri ile amel eden imanlı âlimler ve kâmil mü'minler gibi Allah'ın müsaade ettiği, rızasına mazhar olmuş, nezdinde bir değer ve yakınlığa erişmiş kimselere şefâat etme izni verilebilecektir (el-Bakara, 2/255; Yûnus, 10/3; Meryem, 19/87; Tâhâ, 20/109; ez-Zuhruf, 43/86).

Peygamberler ve diğer şefâatçıların şefâatları, Allah'ın râzı olacağı ve haklarında şefâat edilmeğe izin verdiği kimseler hakkında olacaktır (el-Enbiyâ, 21/27-28; ed-Duhân, 44/41-42; Buharî, Cihad, 189; Müslim, İmare, 6).

Kâfirler için şefâat kapıları kapalıdır (el-Bakara, 2/48, 123, 254; en-Nisâ, 4/116; el-A'râf, 7/53; el-Mü'min, 40/18; es-Secde, 32/4; ez-Zümer, 39/44; el-Müddessir, 74/48; el-İnfitâr, 82/19). Peygamberler bile kâfirlere şefâat edemeyeceklerdir. Kâfirler layık oldukları cezâlarını çekeceklerdir. Hz. İbrahim'in -âhirette babası ile karşılaştığında- onun için hiçbir şefâatta bulunamaması, Allah'tan "Kâfirlere ben cenneti haram kıldım " cevabını alması da buna delâlet eder (Buharî, Tefsir, Sûre 26). Bu konuyla ilgili olarak (bkz. Buharî, Enbiya, 8; Tefsir, Sûre 6; Rikak, 45, 53; Müslim, Fadail, 9). Yalnız Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadisinde, şefâatı sebebiyle amcası Ebû Talib'in ateş çukurunun topuğuna kadar gelen yerinde bulunacağını söylemiştir (Buharî, Meğazi, 73; Müslim, İman, 90). Bu da sadece Rasûlüllah'a tanınan bir şefâat hakkı olsa gerektir. Çünkü Ebû Talib, Rasûlüllah'a pek çok yardım ve iyiliklerde bulunmuştur.

Peygamberlerin şefâatı: Âhirette peygamberlerin hepsine mü'minlere şefâat etme hakkı tanınmıştır (Buhârî, Rikak, 45; Tevhid, 33; Müslim, İman, 81;Ebû Dâvûd, Cihâd, 26;Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 94 vd. 325, V, 43; Tirmizî, II, 66).

Her peygamber kendi ümmetine şefâat edecektir (Buhârî, Tefsir Sûre 18). İnsanlar muhakeme olunmak için mahşerde toplandıklarında, peygamberler, "Allah'ım selâmet ver, Allah'ım selâmet ver" diye duâ edeceklerdir (Buhârî, Rikak, 52; Müslim, İman, 81). Peygamberlerin ve Hz. Peygamberin şefâatı "Şübpesiz ki Allah, kendisine eş tanınmasının (şirk kosulmasının) günahını yargılamaz. Ondan başka dileyeceği kimsenin günahını mağfiret eder" (en-Nisâ, 4/116) âyetinin hükmünce, Allah'ın izniyle mü'minlere şamil olabilecektir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) hadislerinde büyük günah işleyenler de dahil, mü'minlerin şefâatına nail olacaklarını söylemiştir (Buhârî, Rikak, 51; Ebû Dâvûd, es-Sünne, 20; Tirmizi, II, 66).

Peygamberler içinde ilk defa şefâat edecek ve şefâatı kabul olunacak peygamber, Hz. Muhammed (s.a.s.)'dir. (Müslim, Fadâil, 2). Âhirette Hz. Muhammed (s.a.s.)'in bu ilk şefâatı, mahşer halkının muhakemeye başlanılması hakkındaki umûmî ve büyük şefâattır. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bir çok hadis kitaplarında zikredilen bu büyük şefâatının (eş-Şefâ'atü'l'uzmâ) ana hatları şöyledir: Allah, insanların hepsini düz ve geniş bir sahâda hüküm ve hesab için toplayacaktır. Orada insanların meşakkat ve gamı dayanılmayacak bir dereceye varacaktır. Bu sırada insanların bir kısmı, diğer bir kısmına, "Size erişen şu fâciayı görmüyor musunuz? Rabbinize size şefâat edecek birisine gidiniz" derler. Sırasıyla Âdem (a.s.), Nûh (a.s.), İbrahim (a.s.), Mûsâ (a.s.) ve İsâ (a.s.) peygamberlere gelirler. Bu peygamberlerden her biri onları diğerine gönderir. Nihayet Hz. İsâ, onları Hz. Muhammed (s.a.s.)'e gönderir. O vakit Hz. Peygamber (s.a.s.) Arş'ın altında secdeye kapanır. Allah ona secdesinde yapılacak hamdlerin en güzelini ilham eder. O Allah'a hamdettiği sırada "Başını kaldır, işte, verilir. Şefâat eyle şefâatın kabul olunur" cevabını alır. Muhakemeye başlanır. Bundan sonra Hz. Peygamber'in şefâatıyla imanlılardan bir miktar cehennemden çıkarılır. Rasûlüllah, bir kaç defa daha secdeye kapanarak Allah'a hamd ve dua eder. En nihayet onun şefâatıyla, Allah'ın izin ve takdiri dahilinde mü'minlerden büyük bir çoğunluk cehennemden çıkarılacaktır. İşte Hz. Peygamber (s.a.s.)'in haiz olduğu bu şefâat makamı "Makâm-ı Mahmûd"dur (el-İsrâ', 17/79; Buhârî, Tevhid, 24; Müslim, İman, 84).

Hz. Peygamber'in şefâatıyla hesaba ve sorguya çekilmeden Cennet'e girecekler de olacaktır (Buhârî, Tefsir, Sûre 18; Müslim, İman, 84).

Cennet'te derecelerin artırılması için ilk şefâat edecek peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)'dir. Bundan dolayı Hz. Peygamber bir hadisinde, "Cennet'te insanların ilk önce şefâatte bulunanı benim" buyurmuştur (Müslim, İman, 85).

Mu'tezile, Cennet'te derecelerin artırılması için yapılacak şefâattan başka şefâatları kabul etmez.

Muhiddin BAGCECI

Kaynak: Şâmil İslâm Ansiklopedisi

Yorum (4) Yorum yaz!

Haftanın Fotoğrafı 15: Eşme Çiçeği

Yorum (yok) Yorum yaz!

Şoförün Kaderi ve Öğrencinin Kaderi

 Kader konusunun doğru anlaşılmasına yönelik trafik kazası olayı ve öğrencinin durumunu örneklendirerek anlattığım,

 Araba Kullanan Bir Şoförün Kaderi” ve

 

Öğrencinin Kaderi

 

başlıklı yazılarımı indirerek okuyabilir, öğretmen arkadaşlar da öğrencilerine vererek okutabilirler.

 

Dosyayı indir

 

Yukarıdaki dosyayı indirerek okuyanları aşağıdaki videoyu da mutlaka izlemeleri dilerim.

 

Kader, kişisel bir alınyazısı değildir. Kader, Kuranıkerim’de sünnetullah ifadesi ile yer alan evrenin yasalarıdır. Yani insanı düşündüğümüzde kader; tek tek insan ferdi için değil, tüm insan fertlerini içine alan insan kavramı ile ifade edilen, Allah’ın yarattığı bir varlık türü olan insan için geçerli olan yasaları ifade eder. Bunlar da fiziksel yasalar, biyolojik, yasalar ve toplumsal yasalardır. Aşağıdaki videoda insan için geçerli olan bu yasaların nasıl işlediğini, Allah’ın bu yasaları geçerli kılmada kimseye torpil geçmediğini -Konya’daki Kuran kursu faciası düşünüldüğünde O’nun dinini öğrenme gayretinde olanlar için bile- çok iyi gözlemleyebilmekteyiz. Kader konusunu insan için örneklendirmede trafik kazaları çok iyi bir örnektir. Aşağıdaki videoyu, kazaya kurban giden için önceden ona özel bir kader yazgısı olmadığı, ancak insan olması bakımından geçerli yaslar olduğu, insanın da bu yasalara uyması gerektiği kuralı insan için bir yazgı olarak yazıldığını aklımızda tutarak izleyelim.

Yorum (yok) Yorum yaz!

İnsan özgür doğar!

İnsan özgür doğar!

İnsan özgür doğar. Varlık âleminde ve hem birey olarak kişisel ömrünü, hem tür olarak tarihini yaşadığı yeryüzünde neden insandan başka varlıklar özgür değildir? Mesela bitkiler, hayvanlar, hatta melekler!. Bu soru çok insanın zihnini meşgul etmiştir.


Geldiği noktada liberal felsefeyi iktisat ve siyasetle ilişkili tutan birine soracak olursanız, bunun önemi yoktur. İnsanın özgür olma durumu insan olmaklığıyla ilgilidir, özgür olarak öylece doğmuştur. Ancak bu, sığ zihinlerin yetinebileceği bir açıklamadır, hatta açıklama bile değildir.

Meseleyi felsefî spekülasyonlara boğmadan bu konuda en ciddi kafa yoran filozoflardan Heidegger'in dediğine kulak verelim. Heidegger'e göre özgürlük insana "bahşedilmiş"tir. İslam kelamı açısından, özgürlük insanın talip olduğu misyona karşılık kendisine Allah'ın bir lütuf ve ihsanı (fazl) olarak verilmiş bir imkândır. Sadece insan özgürdür, çünkü sadece insan ilahi isimleri kendi berrak aynasında yansıtmaya talip olan bir varlıktır, başka bir ifadeyle sadece insan Allah'ın muradıdır.

Külli nefsten (nefs-i vahide) yaratılan insanın (Adem ve Havva ve ikisinden doğan biz erkekler ve kadınların) evrensel ve ebedi bir özünden söz etmek gerekirse, bu nefha-i ruhta ifadesini bulan özgürlüktür. Nefha-i ruh üzerinden özgürlük insana verilmiş, nefsine (emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye ve mardiyye türev ve mertebeleriyle) yedirilmiştir. Bu ancak ilahi iştirakle mümkün olabilmektedir.

Özgürlük ediminin varlık temeli yaratma (halk)dır. Allah, "Yaratıcıların en güzeli"dir ve mutlaktır. Yaratmayı; ilmi, iradesi ve kudretiyle gerçekleştirir. Onun isimlerine ayna olmak üzere "halife seçilen insan" da Allah'tan bir yansıma ile bilir; irade eder, tercih ve seçimlerde bulunur ve sahip olduğu güçle (istitae) yapar. Bu üç ilahi haslet kendisinde tecelli ettiğinde özgürlüğünü kullanır. İşte insanın kendi sınırlı evreninde yaratılışa iştiraki bu şekilde gerçekleşir. Bu onun özgürlüğüdür. İnsan izafi, sınırlı, sonlu, yani mukayyet dünyasında Mutlak Varlık olan Allah'ın kendisine lütfettiği bilgi, irade ve kudretle yaratılışa iştirak eder, özgürlüğü kullanır. Bu insanlık durumunda ve her insan için söz konusu olan özgürlüğün ontolojik temeliydi.

Ahlakî temeli bakımından, insan bilgiyi, iradeyi ve gücü doğru yönde kullandığı zaman, özgürlüğüyle iyilik yapmış olur; mahza iyilik olan ilahi yaratıştan hak, doğruluk ve güzellik neş'et eder. Bilgiyi, iradeyi ve gücü yanlış (gayri meşru) kullandığı zaman -bu iyiliğin suistimalidir- bu özgürlükten zulüm, kötülük ve çirkinlik doğar. Kısaca özgürlük sahipsiz bir mal değildir; insana lütfedilmiştir. Bu yüzden insan fiillerinden sorumludur. Yapıp ettiklerine karşılık ya ödül alır veya ceza. "Din seçiminde baskı yoktur". Seçimlerimizde özgürüz, ama yanlışı seçmek bir hak değil, kötü akıbeti olan bir özgürlüğün kullanımıdır sadece. Çünkü biz kendinden bilgi, kendinden irade, kendinden kudret sahibi değiliz; bunlar bize verilmiştir.

Allah'ın isimlerine ayna olmak; iyilikleri, hakkı, adaleti, doğruluğu ve güzellikleri (ahlak-ı hamide) tezahür ettirmek üzere insanın özgür olduğunu söyleyen İslamiyet, nasıl olur da "sekteryen ve savaşçı" oluyor da, liberal özgürlük "barışçı" olabiliyor? Liberal düşünce, özgürlüğü ilahi bir kaynağa ve sebebe refere etmez; bireyin istek ve öngörüleri doğrultusunda seçimde bulunması edimi olarak görür, bireyin bu nitelikteki özgürlüğünü sınırlayacak değer ve aşkın otorite kabul etmez. İlahi bir kaynağa refere edilmeyen her düşünce dünya ile sınırlı kapalı bir sistemdir (seküler hapishane), ucu açık değildir. Özgürlüğü salt kendinden iradeye indirgeyip, bireyin iradesinin karşısına diğer bireylerin iradelerini koyarak "rekabet" adı altında yarışmacı, çatışmacı ve savaşçı bir toplum tasavvuru geliştirir, başaran bireyi başkalarının yoksunluklarına, yoksulluklarına, acı ve ıstıraplarına karşı hissizleştirir, sonra da çıkıp liberal özgürlük "barışçıdır" der. Bu makul mü?

ALİ BULAÇ, 24/10/2009, http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1025

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki Sayfa ::


Bir Hurafe: İbretlik Resimler ve Hz. İsa Görünümlü Ağaç


Duam: Çocuklar Ölmesin!
Tıklayın, duama siz de katılın